Ceza Hukuku

TCK MADDE 157 DOLANDIRICILIK

Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.

TCK MADDE 157’NİIN GEREKÇESİ

Madde metninde dolandırıcılık suçu tanımlanmıştır. Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Söz konusu suç tanımı ile kişilerin sahip bulunduğu malvarlığı hakkının korunması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu suçun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişiler aldatılmaktadır. Aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven ihlâl edilmektedir. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.
Çok hareketli suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu hareketlerden birincisini hile oluşturmaktadır.
Hile, icraî bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir konuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da, yani ihmalî davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak, bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukukî ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmalî davranışının, örneğin susmasının, bir beyan, açıklama değerini taşıması gerekir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen hilenin etkisiyle, bu hileye maruz kalan kişinin veya bir üçüncü kişinin zararına olarak, fail veya bir başkası bir menfaat elde etmelidir.
Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir. Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilmelidir. Bu itibarla, fail, mağdurun malvarlığındaki eksilmenin, mağdurun gördüğü zararın kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini bilmelidir; hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olmalıdır. Belirtilen hususlara ilişkin kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir.
Dolandırıcılık suçunun işlenmesi suretiyle elde edilen yararın miktarı çoğu zaman tam olarak belirlenememektedir. Bu gibi durumlar göz önünde bulundurularak, dolandırıcılık suçundan dolayı hapis cezasının yanı sıra ayrıca adlî para cezası öngörülmüştür.

TCK MADDE 157 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/7332
Karar : 2019/21180
Karar Tarihi : 14.11.2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : TAZMİNAT

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ile davalılardan … vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı İsteminin Özeti : Davacı Banka vekili , …’ın … şubesine 16.11.1999 tarihinde …’nun, 17.11.1999 tarihinde ise eşi …’nun müracaat ederek şube nezdinde oğulları … adına kayıtlı ve kendilerinin genel vekaletname ile münferiden kullanıma yetkili oldukları Döviz Tevdiyat hesaplarının bulunduğunu bildirerek Bankadan 1.850,617 USD ve 580,00 DM’nin kendilerine işlemiş faizi ile beraber ödenmesini istediklerini bildirmeleri üzerine hesaplarda para bulunmadığının tespit edildiğini, adı geçen kişilerce ibraz edilen hesap cüzdanlarına benzeyen noter tasdikli cüzdan fotokopilerinin incelenmesinde; ibraz edilen cüzdan fotokopilerinin sahte olduğunun anlaşıldığını, söz konusu cüzdanların fotokopilerinin üzerindeki imzaların davalılardan …’nun imzasına benzediğini, … ailesinin 22.01.1999 tarihinde müvekkili bankanın … Şubesine 1.876,320 DM getirdiklerini ve bu miktarın 193,930 TL kurdan, önce 313,874 – 737,600 TL’sini daha sonra da 326,900 TL satış kurundan 1.911,998 USD’ye çevrildiğini, ailenin bu paraya 70.800,00 USD ilave ederek toplam 1.882,798,00 USD’ lik vadeli hesap açıldığını, bu hesabın … adına olduğunu, anne ve babasının da hesabın kullanması konusunda vekaletnamesinin bulunduğunu, açılan bu hesabın yapılan 9 ödeme işlemi ile 22.04.1999 tarihinde tamamen sıfırlandığını, fiziki varlığı kabul edilen bu hesaba ilişkin 15.000,00 USD bedelli 27.01.1999 tarihli ödeme fişinin bulunamadığını, ayrıca 15.000,00 USD bedelli 26.01.1999 tarihli ödeme fişinde müşteri imzasının bulunmadığını, 649.775,00 USD bedelli üç adet tediye fişinde …’nun imzasının bulunduğunu, paralardan 360.000,00 USD karşılığı Türk Lirasının …’nun eniştesi olan …’nın şube nezdindeki hesabına, 181.000,00 USD karşılığı Türk Lirasının, … ve eşi …’nun hesabına, 65.000,00 USD karşılığı Türk Lirasının ise …’nun kardeşi …’un hesabına aktarıldığını, bankada şef konumunda olan davalılardan Tuygun Senem Şahlıoğlu’nun iş sözleşmesinin feshedildiğini ve yakınlarının hesaplarından muhtelif tarihlerde toplam 5.568,916,500 TL’nin Şube Müdürü olan …’nun hesabına aktarıldığını ileri sürerek, banka zararı olan 547.824,00 USD ‘nin 3595 sayılı Kanun’un 4/a maddesi hükmü gereği, dava tarihinden itibaren %17 oranında temerrüt faizi ile ve % 5 BMV ile birlikte davalılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacı Banka vekili, … 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin birleştirilen 2000/583 esas sayılı dosyasında da; yukarıda izah edilen olaylar sebebiyle davalılar tarafından suistimal sonucu ortaya çıkan 1.252,176,00 USD banka zararının 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince dava tarihinden itibaren % 17 oranında işleyecek temerrüt faizi ve % 5 oranında BMV ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti : Davalı … vekili, davalılardan …’nun hesabından müvekkilinin hesabına yalnızca 5.568,916,500 TL aktarıldığının ileri sürüldüğünü, oysa alacak meblağının 547.824,81 USD olduğu belirtilerek çelişkiye düşüldüğünü, davalıya verildiği iddia edilen 100,000-150,000 USD’ nin maddi delile dayanmadığını, davalı …’nun şubenin içinde ayrı bir şirket olan …’ de çalışan birisi olduğunu, davalı …’in borsada paralarını … vasıtasıyla kullandığını, bu nedenle aralarında para alışverişi olabileceğini, müvekkili ile … arasında husumet bulunduğundan müvekkilinin haksız yere suçlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, dava konusu olayla müvekkilinin bağlantısının olmadığını, baldızı olan …’nun müvekkilinden habersiz olarak hesap açtırdığını ve bu hesabın kullanıldığını, davalının hesabına gelen paradan haberdar olmadığını, bilmek zorunda da olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı …’nun banka müşterilerinden …’nun hesabından peyderpey toplam 547.824,00 USD çekerek diğer davalılar …, … ve …’un banka nezdindeki hesabına yatırdığı, daha sonra bu paraların bir kısımının …, … ve …’nun talimatıyla yatırım amaçlı olarak kullanıldığı ve başka bankalar nezdindeki hesaplara aktarıldığı, davacı Bankanın şube müşterisinin zararını tamamen ödediği, davalılardan …, … ve … hakkında … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/94 esas sayılı dosyasında dolandırıcılık suçundan beraatlerine karar verilmiş ve adı geçen davalılarca kendileri adına açılan hesaplardan ne gibi bir işlem yapıldığını bilmedikleri, bilmek zorunda da olmadıklarını savunulmuşsa da; davalı …’nun banka şube müşterisinin hesabından çektiği paraları aynı zamanda akrabaları olan davalılar …, … ve … adına yatırdığı ve söz konusu paraların bir bölümünün adı geçen davalıların talimatı ile başka bankalar nezdindeki yatırım hesaplarına aktarıldığı, akrabalık ilişkisi içinde bulunan davalıların bu denli yüksek miktardaki paraların ne sebeple hesaplarında bulunduğunu bilmemelerinin mümkün bulunmadığı, hayatın olağan akışına da uygun olmadığı, davalıların bu yönündeki beyanlarına itibar edilemeyeceği, bu durumda davalı …’nun asıl dava ile açılan 547,824 USD zararın tamamından diğer davalılar …, …, ve …’la birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gerekçeleriyle tespit edilen 547.824,00 USD banka zararının davalılar …, …, … ve …’dan 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince tahsiline; her ne kadar davalı …’nun da hesabına para aktarılması nedeniyle banka zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu iddia edilmiş ise de, dosya kapsamı ve sunulan belgelerle davalı … tarafından banka müdürü olduğu anlaşılan davalı …’nun hesabına yatırıldığı iddia edilen paranın müşterinin hesabından çekilen para olduğuna ve … hesabından çekilen para nedeniyle bankanın uğradığı zararla davalılardan …’nun eylemi arasında illiyet bağı olduğuna dair delil bulunmadığından davalı … hakkındaki talebin reddine karar verilmiştir.Birleştirilen dosyadaki zarar talebi yönünden ise; iddia edilen miktarda banka zararının bulunduğu sunulan belgelerle ispat edilemediğinden talebin reddine karar verilmiştir.Kararın davacı Banka ile davalılardan … tarafından temyizi üzerine Dairemizce davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları reddedilerek, somut dava ile birleştirilen … 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/583 esas sayılı dosyası yönünden yeniden inceleme ve araştırma yapılarak hüküm kurulmak üzere bozulmasına karar verilmiştir.Bozmaya uyan Mahkemece, asıl dava yönünden bozmadan önceki gibi karar verilmiş; birleşen dava yönünden aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak 1.282.176,00 USD’nin davalı …’ndan alınarak davacıya verilmesine, diğer davalılar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz : Kararı davacı Banka ile davalılardan … temyiz etmiştir.

Gerekçe : 1- Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı Bankanın tüm, davalı …’ nun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

  1. Birleşen davada davalılar lehine hükmedilmesi gereken vekalet ücreti taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
    Somut olayda, birleşen davada davalılar …, …, … ve … yönünden davanın reddine karar verilmiş ve davalılar lehine ret vekalet ücretine hükmedilmiştir. Ancak davalılardan …’un vekili bulunmamasına rağmen bu davalı lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olmamıştır.Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün aşağıda belirtilen şekilde düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.SONUÇ: Temyiz konusu kararın hüküm fıkrasında yer alan “Davalılar …, …, … ve … vekili için hesap ve takdir olunan 138.669,97 TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalılara verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin silinerek yerine “Davalılar …, … ve … vekilleri için hesap ve takdir olunan 138.669,97 TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalılara verilmesine, ” rakam ve sözcüklerinin yazılarak hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden …’na iadesine, 14.11.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/239
Karar : 2019/5226
Karar Tarihi : 13/11/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve diğerleri aleyhine 25/11/2014 gününde verilen dilekçe ile dolandırıcılık nedeniyle alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 13/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay
Ceza Dairesi

Esas : 2018/5128
Karar : 2019/4815
Karar Tarihi : 11/11/2019

“İçtihat Metni”

(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)

Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve kasten öldürme suçlarından Çankırı E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan …’in, ceza infaz kurumunda uyuşturucu madde kullanma eylemi sebebiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44/3-g maddesi uyarınca 15 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 05/07/2018 tarihli ve 2018/307 sayılı kararına yönelik şikayetin kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Çankırı İnfaz Hâkimliğinin 20/07/2018 tarihli ve 2018/340 esas, 2018/346 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin 30/07/2018 tarihli ve 2018/284 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Disiplin soruşturması” başlıklı 47. maddesinin 2. fıkrasının “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhal ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.”, aynı maddenin 3. fıkrasında “Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir.” ve yine aynı maddenin 5. fıkrasında da “Disiplin cezaları disiplin kurulunca evrak üzerinden görüşülerek en geç üç gün içinde karara bağlanır.” düzenlemelerin yer aldığı, söz konusu bu sürelerin idarenin işlemlere bir an önce başlamasını teşvik edici nitelikte düzenleyici süreler olduğu ve hak düşürücü süre olarak değerlendirilemeyeceği, kaldı ki soruşturma işlemlerine 26/06/2018 tarihinde başlandığı ve 03/07/2018 tarihinde bitirilerek muhakkik raporu düzenlendiği ve Çankırı E Tipi Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 05/07/2018 tarihli ve 2018/307 sayılı kararı ile ceza verildiği ve süre yönünden herhangi bir gecikme olmadığı anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 19/10/2018 gün ve 94660652-105-18-12398-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

TÜRK MİLLETİ ADINA

Dosya kapsamına göre;
Hükümlünün Çankırı Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 28.03.2018 günü koğuşta uyuşturucu madde kullandığı iddiasıyla disiplin soruşturması başlatıldığı,
Disiplin Kurulu Başkanlığınca 06.04.2018 tarihinde koğuşta kalmakta olan tüm hükümlü ve tutuklulardan disiplin soruşturmasına esas olmak üzere kan, kıl ve idrar örnekleri aldırılmasına ve gelecek rapora göre uyuşturucu madde kullandıkları tespit edilenler hakkında tekrar disiplin soruşturması açılmasına, tahlil sonuçları gelene kadar disiplin soruşturmasının zamanaşımına uğramaması ve tekrar karar verilebilmesi için 5275 sayılı Kanunun 47. maddesinin 3. bendi gereğince İnfaz Hakimliğinden ek süre istenmesine karar verildiği,
Disiplin Kurulu Başkanlığının 09.04.2018 tarihinde yaptığı ek süre talebinin Çankırı İnfaz Hakimliğinin 25.04.2018 tarihli ve 2018/205 esas, 2018/191 sayılı kararı ile ek süre isteme yetkisinin muhakkike ait olup, Disiplin Kurulu Başkanlığının ek süre isteme yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği,
Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25.06.2018 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna gönderilen Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığının 22.06.2018 tarihli raporuna göre hükümlü …’in, idrar örneklerinde uyuşturucu veya uyarıcı etken maddelerden esrar etkin maddesi THC metabolite THC-COOH bulunduğunun tespit edilmesi üzerine hükümlü hakkında 26.06.2018 tarihinde yeniden disiplin soruşturması başlatıldığı,
26.06.2018 tarihinde savunmasını yazılı yada sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 28.06.2018 tarihinde yazılı olarak savunmada bulunduğu, 03.07.2018 tarihli disiplin soruşturması raporunun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulduğu ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 05.07.2018 tarihinde hükümlünün 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 44. maddesinin 3. fıkrasının g bendi uyarınca 15 gün hücre cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 06.07.2018 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün yasal süresi içerisinde 16.07.2018 tarihinde İnfaz Hakimliğine şikayette bulunduğu,
19.07.2018 tarihinde hükümlünün savunmasını alan Çankırı İnfaz Hakimliğinin 20.07.2018 tarihli ve 2018/340 esas, 2018/346 karar sayılı kararında “…emredici hükümlere ve sürelere uyulmayarak yapılan disiplin soruşturması sonucu verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu….” gerekçesiyle hükümlünün şikayetinin kabulüne, hakkındaki disiplin cezasının kaldırılmasına karar verildiği,
Cumhuriyet Başsavcılığının, İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yasal süresi içerisinde itiraz ettiği,
İtiraz mercii olarak inceleme yapan Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin 30.07.2018 ve 2018/284 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, anlaşılmıştır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “Disiplin soruşturması” başlıklı 47. maddesinin 2. fıkrasının, “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhal ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.” düzenlemesini içerdiği, aynı maddenin 3. fıkrasında, “Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir.” yine aynı maddenin 5.fıkrasında da “Disiplin cezaları disiplin kurulunca evrak üzerinden görüşülerek en geç üç gün içinde karara bağlanır.” düzenlemelerinin yer aldığı; hükümlünün uyuşturucu madde kullandığına ilişkin Adli Tıp raporunun ceza infaz kurumuna gelmesinden sonra hükümlü hakkındaki disiplin soruşturmasına 26.06.2018 tarihinde başlanmış olmasına, kanunda eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre ek süre isteme hakkı bulunmasına rağmen ek süre isteme yoluna gidilmeksizin soruşturma raporu ve eklerinin anılan Kanunun 47/3. maddesinde yer alan 7 günlük süre geçtikten sonra 03.07.2018 tarihinde disiplin kuruluna sunulmuş olması nedeniyle kanunda öngörülen emredici ve hak düşürücü sürelere uyulmaksızın yapılan disiplin soruşturması sonucu verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, itirazın reddine ilişkin Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin 30.07.2018 ve 2018/284 değişik iş sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmaması nedeniyle yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2018/2217
Karar : 2019/6701
Karar Tarihi : 24/10/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17/12/2015 gün ve 2015/561 – 2015/1014 sayılı kararı bozan Daire’nin 24/01/2018 gün ve 2016/6822 – 2018/625 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin TMSF’ye devrinden önce Yurtbank A.Ş’nin Denizli Şubesine 18/10/1999 tarihinde 14.512,00 TL parasını %84 faizle 3 ay vadeli olarak yatırdığını ve havale makbuzu ile banka cüzdanı verildiğini, 22/12/1999 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Yurt Bank A.Ş’nin TMSF’ye devredildiğini, TMSF yönetim kurulunun 26/01/2001 gün ve 7 sayılı kararı ile davalı bankanın Sümerbank A.Ş bünyesinde tüm aktifi ve pasifiyle birleştirildiğini, daha sonra Oyak Bank A.Ş’nin 07/12/2001 tarihli olağan üstü genel kurul kararı ile Sümerbank A.Ş’nin tüm hak, alacak, borç ve yükümlülükleriyle tüzel kişiliği sona ermek suretiyle geçmişteki borçlardan da TMSF’nin sorumlu olması kaydıyla Oyakbank A.Ş tarafından devralındığını, Oyak Bank A.Ş’nin daha sonra bütün aktifi ve pasifi ile birlikte ING Bank A.Ş’ye satıldığını, müvekkilinin söz konusu parasını bankaya yatırdığı sırada banka memurları tarafından, KKTC’de kurulan dava dışı Yurt Security Off Shore Bank Ltd. Şti. adlı paravan bankanın kredi şubeleri olduğu, bu şubenin yüksek faiz verdiği belirtilerek sanki bu bankaya havale yapılıyormuş gibi talimat imzalatılarak Yurtbank logolu yanıltıcı biçimde tanzim edilen hesap cüzdanı verildiğini, bu bankanın devlet güvencesinde olup olmadığı hakkında kesin bir bilgi verilmediği gibi aksine yanıltıcı bir biçimde sanki bu şubenin bankalarının şubesi olduğu izlenimini verdiklerini, hesaba yatan paraların Kıbrıs’taki banka ve şirkete gitmediği, paraların Türkiyede paravan şirketlere kredi kullandırılarak dolandırıcılık yaptıklarının sabit olduğunuileri sürerek, müvekkilinin bankaya yatırmış olduğu, 14.512,00 TL’nin bankaya yatırılan 18/10/1999 tarihinden itibaren, 3095 sayılı Yasa’nın 1/2. maddesi gereğince T.C. Merkez Bankası’nın avans faizi ile birlikte davalılar TMSF ve ING Bank A.Ş’den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TMSF ve ING Bank A.Ş. vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak davalı TMSF yönünden davanın husumetten reddine dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, davalı TMSF’den harç ve ceza alınmasına mahal olmadığına, 24/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hoş geldiniz. Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.