Ceza Hukuku

TCK MADDE 154 HAKKI OLMAYAN YERE TECAVÜZ

1.)(Değişik: 25/2/2009-5841/1 md.) Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.
2.)Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.
3.)Kamuya veya özel kişilere ait suların mecrasını değiştiren kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.

TCK MADDE 154’ÜN GEREKÇESİ

Maddeyle, bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz malın veya eklentilerinin kısmen veya tamamen işgal edilmesi, taşınmazın sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması yahut herhangi bir suretle hak sahibinin malından kısmen veya tamamen yararlanmasına engel olunması cezalandırılmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında köy tüzel kişiliğine ait olan harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malların kısmen veya tamamen zaptolunması veya bunlara tasarruf edilmesi veya bunların sürüp ekilmesi cezalandırılmıştır. Aynı fiiller, öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terkedilmiş, bahis konusu yerler hakkında işlendiğinde de keza suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında suların mecrasını değiştirmek suç hâline getirilmiştir. Suların kamuya ait olması veya özel nitelikte bulunması önemli değildir.

TCK MADDE 154 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/136
Karar : 2019/7307
Karar Tarihi : 05.11.2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 09/01/2012 ve 14/02/2012 günlerinde verilen dilekçelerle asıl davada elatmanın önlenmesi ve yıkım; karşı davada tapu iptali ve tescil veya irtifak hakkı kurulması talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine; karşı davanın reddine dair verilen 20/06/2018 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı- karşı davalı vekili ve davalı- karşı davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Asıl dava, elatmanın önlenmesi ve kal; karşı dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede irtifak hakkı kurulması istemlerine ilişkindir.
Asıl davada davacı-karşı davalı vekili, müvekkilinin maliki olduğu dava konusu 586 ada 23 parsel sayılı taşınmaza, davalının maliki bulunduğu 586 ada 80 parsel sayılı taşınmaza yaptığı binanın, bina kenarındaki boşluğun ve bina çıkmasının tecavüzde bulunduğunu belirterek, davalının elatmasının önlenmesine ve yapıların kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.
Karşı davada davalı – karşı davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu 586 ada 80 parsel sayılı taşınmaz üzerine 1982 yılında bina yaptığını, müvekkili ile davacı-karşı davalı arasında 1996 yılında protokol yapıldığını, davacı-karşı davalının 586 ada 23 parsel sayılı taşınmazı, binanın taşkın olduğunu bilerek müvekkilinden satın aldığını ve müvekkilinin taşkın kısmın bedelini davacı-karşı davalıya ödediğini belirterek, Türk Medeni Kanununun 725. maddesi uyarınca tecavüzlü kısmın müvekkili adına tescilini, mümkün olmaması halinde bu kısım için müvekkili lehine irtifak hakkı tesisine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl davada elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne, kal isteminin reddine; karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 17.11.2015 tarih, 2014/4266 E. – 2015/10532 K. sayılı ilamı ile, “Ancak, davada yıkım isteği de mevcuttur. TMK’nın 684 ve 718. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarının da malikidir. Dava konusu binanın bulunduğu 460 parsel sayılı taşınmaz paylı mülkiyete tabi olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.1984 günlü ve 1982/358 Esas, 1984/710 sayılı Kararında açıklandığı üzere elatmanın yanı sıra kal isteminin de söz konusu olduğu hallerde tüm müşterek maliklerin davada yer almaları gereklidir. Bu durumda 460 parsel sayılı taşınmazın maliklerinin tamamına karşı husumet yönetilmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili tam olarak sağlanmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; asıl davada elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, kal isteminin reddine; karşı davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre, davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Asıl davada davacı-karşı davalı, elatmanın önlenmesi ile birlikte kal isteminde bulunmuş; mahkemece, elatmanın önlenmesi istemi kabul edilmiş, kal istemi ise reddedilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinde; “Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı HMK’nın 120. (1086 sayılı HUMK’un 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin ve yıkımı istenen şeyin değeri toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dava konusu olaya gelince, hükme esas alınan 06.03.2013 tarihli inşaat bilirkişisinin raporunda yıkımı istenen yapının değerinin 14.091,90.TL olduğu saptanmıştır. Bu durumda, kal istemi yönünden 14.091,90.TL üzerinden harç ve vekalet ücreti takdiri yerine, bilirkişi raporunda yıkım maliyeti olarak belirlenen 25.000,00.TL üzerinden vekalet ücreti ve harç takdiri doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine;
(2). bent uyarınca davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.11.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay
Ceza Dairesi

Esas : 2018/1859
Karar : 2019/4620
Karar Tarihi : 04/11/2019

“İçtihat Metni”

(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)

İzmir/Buca Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü …’in, firar ettiği gerekçesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44/3-ı maddesine uyarınca 20 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 31/10/2017 tarihli ve 2017/385 sayılı kararına vâki şikâyetin kabulüne ve disiplin cezasının onanması talebinin reddi ile iptaline ilişkin İzmir 2. İnfaz Hâkimliğinin 12/11/2017 tarihli ve 2017/5654 esas, 2017/5945 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/12/2017 tarihli ve 2017/1827 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, hükümlünün 18/08/2016 tarihinde özel izne ayrıldığı ve 22/08/2016 tarihinde izinden dönmesi gerekirken dönmeyerek firar etmesi eylemi nedeniyle, anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca disiplin soruşturmasına 2 gün içerisinde, 24/08/2016 tarihine kadar başlanması gerekmesine rağmen; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 47/2. maddesinde yer alan “Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhâl ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.” şeklindeki düzenlemeye aykırı davranılarak, hükümlünün yakalandığı 23/10/2017 tarihinde soruşturma başlatıldığı ve 31/10/2017 tarihinde hükümlü hakkında hücre cezası verildiği, hükümlünün şikâyeti ve disiplin cezasının onanması talebi üzerine, İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin anılan kararı ile disiplin soruşturmasının kanunî süreler içinde yapılmadığı gerekçesiyle disiplin cezasının kaldırıldığı anlaşılmışsa da, bu sürelere uyulmamasının disiplin cezasını geçersiz hale getirmeyeceği, bu düzenlemenin amacının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 01/10/2009 tarihli ve 2007/18669 esas, 2009/12712 karar sayılı ilâmı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/10/2010 tarihli ve 2010/4826 esas, 2010/6884 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, hükümlü hakkındaki disiplin cezasının infazı ve kaldırılmasında gecikme yaşanmasını engelleyerek koşullu salıverme yönünden aleyhe sonuç doğurmasının önüne geçilmesi olduğu, disiplin cezası soruşturmasının geç yapılması nedeniyle cezanın infazı ve kaldırılması gecikmişse bile bu durum hükümlünün koşullu salıverme tarihinin belirlenmesi aşamasında dikkate alınarak aleyhe sonuç doğuracak şekilde yorumlanmasının önüne geçileceği cihetle, hükümlünün şikayetinin 5275 sayılı Kanun’un 47. maddesinde yer alan sürelere uyulmadığı gerekçesi ile kabulüne karar verilemeyeceği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 29/03/2018 gün ve 94660652-105-35-1825-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

TÜRK MİLLETİ ADINA

1-)Dosya kapsamına göre;
Hükümlünün İzmir Buca Açık Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 18.08.2016 tarihinde 4 günlük özel izne ayrıldığı, ancak hükümlünün izin süresi sonunda Açık Ceza İnfaz Kurumuna teslim olmadığı, izin tecavüzü fiili nedeniyle 22.08.2016 tarihinde infaz koruma memurları tarafından tutanak tutulup, hakkında 25.08.2016 tarihinde firar fişi düzenlendiği,
23.10.2017 tarihinde yakalanan hükümlünün cezasının infazı amacıyla Ceza İnfaz Kurumuna alındığı,
Hükümlü hakkında firar eylemi nedeniyle 23.10.2017 tarihinde muhakkik görevlendirmesi ile soruşturma işlemlerine başlanıldığı, 25.10.2017 tarihinde savunmasını yazılı yada sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 27.10.2017 tarihinde savunmasının alındığı, 30.10.2017 tarihli disiplin soruşturması raporunun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulduğu ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 31.10.2017 tarihinde hükümlünün 20 gün hücre cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 02.11.2017 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün karara karşı 13.11.2017 tarihinde İnfaz Hakimliğine şikayette bulunduğu,
İzmir 2. İnfaz Hakimliğinin 12.11.2017 tarihli ve 2017/5654 esas, 2017/5945 karar sayılı kararında “…firar eyleminin öğrenildiği tarihten yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu….” gerekçesiyle hükümlünün şikayetinin kabulüne, disiplin cezasının onanması talebinin reddi ile tüm sonuçları ile iptaline karar verildiği,
Cumhuriyet Başsavcılığının, İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yasal süresi içerisinde itiraz ettiği,
İtiraz mercii olarak inceleme yapan İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli ve 2017/1827 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, anlaşılmıştır.

2-)Yasal mevzuat ve hukuki değerlendirme;
4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun “İnfaz Hakimliklerinin görevleri” başlıklı 4. maddesinin 3. fıkrasına göre; Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,
4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun “İnfaz Hakimliğine şikayet ve usulü” başlıklı 5. maddesine göre; Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun, veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren onbeş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.
Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet Başsavcılığı veya ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir. Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.
Şikâyet yoluna, kendisi ile ilgili olmak kaydıyla hükümlü veya tutuklu ya da eşi, anası, babası, ayırt etme gücüne sahip çocuğu veya kardeşi, müdafii, kanunî temsilcisi veya ceza infaz kurumu ve tutukevi izleme kurulu başvurabilir.
Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi güç veya imkansız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.
4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun “İnfaz Hakimliğince şikayet üzerine verilen kararlar” başlıklı 6. maddesinin;

  1. fıkrasına göre; Şikâyet başvurusu, 5’inci maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hâkimliğinin görev ve yetki alanı dışında kalan bir işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan kimselerce yapılmışsa infaz hâkimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden reddeder; şikâyet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o mercie gönderir.
  2. fıkrasına göre; Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında re’sen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümleler: 22/7/2010 – 6008/5 md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.
  3. fıkrasına göre; İnfaz hakimi, inceleme sonunda şikayeti yerinde görmezse reddine, yerinde görürse yapılan işlemin iptaline yada faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir.
  4. fıkrasına göre; İnfaz hakiminin kararlarına karşı şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren bir hafta içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna gidilebilir.
    Şeklindeki yasal düzenlemeye göre somut olay değerlendirildiğinde; Hükümlü hakkında firar eylemi nedeniyle yapılan disiplin soruşturması sonucu Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından verilen disiplin cezasına karşı hükümlünün yasal süresi içerisinde yaptığı şikayet üzerine 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun 6. maddesinin 2. fıkrasındaki açık düzenlemeye göre İnfaz Hakiminin hükümlünün savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını vermesi gerektiği halde savunma alınmaksızın karar verildiği anlaşılmakla, bu karara karşı Cumhuriyet Savcılığınca yapılan itirazın itiraz merciince esasa girilmeksizin öncelikle bu nedenle kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde esastan incelenerek reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden kanun yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

3-)Sonuç ve Karar ; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yukarıda açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli ve 2017/1827 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2018/8135
Karar : 2019/16596
Karar Tarihi : 17/10/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaza vaki müdahalenin önlenmesi, eski hale getirme ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesince istinaf isteminin davacı yönünden esastan reddine, davalı idare yönünden ise kabulü ile HMK’nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine dair yukarıda gün ve sayıları yazılı kararının Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaza vaki müdahalenin önlenmesi, eski hale getirme ve ecrimisil istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun davacı yönünden esastan reddine, davalı idare vekili yönünden kabulü ile HMK’nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesine ilişkin olarak … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Arazi niteliğindeki Kürtmusa Mahallesi 160 parsel sayılı taşınmaza net gelirine göre değer biçilmesinde ve ecrimisil bedelinin tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenle; davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Davacı vekilinin temyizine gelince;
Her ne kadar davacının arazisi üzerinden geçirilen enerji nakil hattı bütün olarak bir tesis niteliğinde olduğu bu itibarla el atma tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 743 sayılı Medeni Kanunun 653. maddesinin son fıkrasına göre idare lehine davacı taşınmazı üzerinde irtifak hakkı kurulmuş sayılacağından idarenin o taşınmaza müdahalesinin önlenmesi istenmeyip sadece irtifak hakkı karşılığı ve bedeli tazminat olarak istenilebileceği yönünden dairemiz kararları var ise de;
16.05.1956 gün 1-6 esas ve karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, kamulaştırmasız olarak taşınmazına el konulan şahıs, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el koymanın önlenmesi davası açılabileceği gibi bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmazın değerinin tahsili davası da açabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.1994 gün ve 1-386/25 sayılı kararında açıklandığı üzere 743 sayılı Yasanın 653. maddesinde açıkça belirtildiği gibi, irtifak sözleşmesine konu edilen mecra açıkta tesis olunmuş ise, bu takdirde (sözleşmenin yapılması) ve mecranın açıktan geçirilmesiyle irtifak hakkı doğmuş olacaktır. Bu hüküm açıktan geçen mecralarda görülebilirliğin, tapu aleniyet fonksiyonunun yerini tutabileceği görüşünden kaynaklanmaktadır, Ancak hemen ve özellikle belirtilmek gerekir ki, mecra irtifakının tescilsiz iktisabına imkan veren bu istisnai hükümle, hakkın dayanağını teşkil eden mecra irtifakı sözleşmesi veya hakka sebep teşkil eden bir diğer hukuki işlemin usulünce düzenlenmesi gerçeği bertaraf edilmiş değildir. Aksi halde, mecra irtifakının doğduğu kabul olunamaz ve taşınmazın maliki M.K.un 618. maddesi uyarınca tecavüzün men’ini dava edebilir. Bu ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 08.12.1978 gün 1/592 esas 1077 karar sayılı ilamında da aynen vurgulanmıştır.
Temyize konu bu davada, davalı ile davacı arasında bir mecra irtifak sözleşmesinin bulunmadığı ihtilafsızdır. Hal böyle olunca, davalının, davacıya ait araziden ve açıktan geçirdiği mecra üzerindeki bir hakkı doğduğu ileri sürülemez. Öyle ise, davacı M.K.’un 618. maddesi hükmünden yararlanmak suretiyle davalının tecavüzünün men’ine karar verilmesini talep edebilir; yerel mahkemece de yasa hükümlerine uygun olarak istek doğrultusunda karar verilmelidir.
Bu itibarla müdahalenin meni davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeler ile davanın reddine hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin hükmünün açıklanan nedenlerle HMK’nun 371.maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, davalı idareden peşin alınan temyiz ve taraflardan peşin alınan temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 17/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz.