İcra-İflas Hukuku

TCK MADDE 137 NİTELİKLİ HALLER

(1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

TCK MADDE 137’NİN GEREKÇESİ

Madde metninde bu Bölümde tanımlanan suçların daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren nitelikli hâlleri tanımlanmış bulunmaktadır.

TCK MADDE 137 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/5390
Karar : 2019/7165
Karar Tarihi : 05/12/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davada …..İcra Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, icra memurunun işlemini şikayete ilişkindir.
….., davacı tarafça açılan dava her ne kadar, haksız haciz tutanağı şeklindeki memur muamelesinin şikayet yoluyla iptali şeklinde açılmış ise de HMK.’nın 33. maddesi uyarınca hukuki tavsif hakime aittir. Hakim, bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i taleplerle bağlı olup, dayandıkları kanun hükümleri ve onların hukuki tavsifleri ile bağlı değildir. Kanunları re’sen tatbik ederek iddia ve müdafaadaki netice-i talepleri karara bağlamakla mükelleftir (4.6.1958 ve 15/6 sayılı İBK). Buna göre, davacı 3. kişi tarafından açılan dava, İİK.’nın 97 vd. maddeleri uyarınca açılan istihkak davasıdır. İstihkak davalarında, yetkili icra hukuk mahkemesi, davalının ikametgahının bulunduğu yer icra hukuk mahkemesi ile icra takibinin yapıldığı yer icra hukuk mahkemesidir. 3. şahıs davacı tarafından ise, dava, kendi ikametgahının bulunduğu yer ola…..ukuk Mahkemesinde açılmıştır. Bu yetkiye ilişkin kural, kesin yetki olmayıp, davalı tarafın bu hususta yetki itirazında bulunması gerekir. Davalı vekilince, HMK.’nın ilgili hükümleri gereğince, 2 haftalık yasal süre içesinde verilen cevap dilekçesinde, Mahkememizin, bu davada, yetkisine itiraz edilmiş olup,…..Mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiştir.
….. Hukuk Mahkemesi, 2004 sayılı İİK’nın 4/1. maddesinde “İcra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikayetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hakimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hakim tarafından yapılır” aynı Kanunun 79. maddesinde ise “İcra dairesi talepten nihayet üç gün içinde haczi yapar. Haczolunacak mallar başka yerde ise haciz yapılmasını malların bulunduğu yerin icra dairesine hemen yazar. Bu halde hacizle ilgili şikayetler, istinabe olunan icra dairesinin tabi bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir” hükümlerine yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere icra takibi hangi icra müdürlüğünce yapılmış ise bu takiple
ilgili itiraz ve şikayetler takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Ancak, şayet haczolunacak mallar başka yerde ise talimatla malların bulunduğu yer icra müdürlüğünce yapılan hacizle ilgili şikayetlerde haczi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince incelenir. Bu durumda anılan yasal düzenlemeler uyarınca ……2018/171 Tal. sayılı dosyada 01/11/2018 tarihli haciz işlemine yönelik şikayetin görüm ve çözümünde mahkememizin yetkisiz olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiştir.
İİK’nın 4. maddesi gereğince, takip hangi icra dairesinden başlamış ise bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler, takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesinde çözümlenir. Bu husus, kamu düzenine ilişkin kesin yetki niteliğindedir. Yasal koşulların oluşması halinde, İİK’nın 79 ve 360. maddeleri yetki ile ilgili istisnaları düzenler.
İİK’nın 79. maddesi gereğince haczolunacak malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi, malların bulunduğu yer icra dairesine talimat yazarak haczin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler, kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Anılan husus, kesin yetki kuralı olup mahkemece re’sen uygulanmalıdır. Ancak, talimat yazısı, borçluya ait menkul ve gayrimenkul mallar ile 3. kişilerdeki hak ve alacakların haczi yönünde ve genel nitelikli olmayıp da belli bir malın haczini isteyen “nokta haczi” biçiminde yazılmış ise bu halde anılan hacizle ilgili şikayet, talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesince incelenir. Bir başka deyişle böyle hallerde İİK’nın 79. maddesi hükmü uygulanamaz. Yine, haciz işlemi talimat yoluyla değil de doğrudan müzekkere yazılarak yapılmış ise haciz işlemini yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesi şikayetleri incelemede yetkilidir.
Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın, fiili ve hukuki olarak “……” mukim ve faal iken alacaklı tarafın talebi ile haciz mahallinde hazırun olduğu halde ve dosya borçlusunun adresinin aynı bina 10/2 yani kat:2 olmasına rağmen, haciz tutanağına, haczin yapıldığı yer olarak 10/2 yazılmış olup, bu haciz tutanağının gerçeği yansıtmadığını, gerçek olan haciz işleminin No:10’un 2 ve 3. katında haciz esnasında sorumluluğu kabul yetkisi olmayan vekilin dışındakilerin borçlunun tebligat adresinin dışında haciz yapılması mümkün olmadığı kuralı aşiker iken, icra memurunun hangi katta haciz işlemi yaptığını dikkate almaksızın haciz tutanağı tanzim ettiğini, ekte sundukları ticaret odası kaydı dikkate alındığında, borçlu şirket ile müvekkili şirketin idari ve fiili olarak ayrı adreste olduklarını, aynı bina olmasından kaynaklı bir karışıklık icra memurunun yanılmasına sebep olduğunu ve bu karışıklığın orada 15 yıldır aynı faaliyete devam eden müvekkili şirketin mağduriyetine sebep olduğundan bahisle, öncelikle haksız haciz tutanağı tatbiki ile doğacak zararın önlenmesi amaçlı ihtiyati tedbire, haksız haciz tutanağı şeklindeki memur muamelesinin şikayet yoluyla iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Şikayete konu işlemin …..2018/171 Tal. sayılı dosyada 01/11/2018 tarihli haciz işlemine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın ….arafından görülüp çözümlenmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince; ….. YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 05/12/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2016/9873
Karar : 2019/5664
Karar Tarihi : 05.11.2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece çekişme konusu … parsel … ve … nolu bağımsız bölümlere yönelik davanın feragat nedeniyle reddine, diğer taşınmazlar yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 05.11.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davacı vekili Avukat … geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil-tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanları … ve …’nın adlarına kayıtlı … parsel sayılı taşınmazdaki … ve … nolu bağımsız bölümleri davalılardan …’ye, … ve … nolu bağımsız bölümleri davalılardan …’ye, … ve … nolu bağımsız bölümlerin yarısını davalılardan …’ya satış yolu ile temlik ettiklerini, … parsel sayılı taşınmazlarını ise ½ şer paylı olarak davalılar … ve …’ye devrettiklerini, akabinde davalıların kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaparak … dükkan ve … meskene sahip olduklarını, söz konusu taşınmazdaki …-…-…-…-… nolu bağımsız bölümlerin halen davalılar … ve … adına, … nolu bağımsız bölümün davalı … adına kayıtlı olduğunu, davalıların bu taşınmazdaki … adet meskeni ise üçüncü kişilere sattıklarını, yapılan işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek çekişme konusu … parsel üzerinde bulunan …, …, …, …, … ve … nolu bağımsız bölümlerin, yine dava konusu … parsel sayılı taşınmaz üzerindeki …, …, …, …, … ve … nolu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile payı oranında adına tesciline, … parsel sayılı taşınmaz üzerine kurulu ve üçüncü kişiye satılan iki adet bağımsız bölümün bedellerinin miras payı oranında davalılar … ve …’dan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama aşamasında 13.01.2014 tarihli dilekçe ile çekişme konusu … parsel sayılı taşınmazdaki … ve … nolu bağımsız bölümlere ilişkin davadan feragat etmiştir.
Davalılar, mirasbırakanlarının varlıklı olduğunu, dava konusu taşınmazların devir işlemlerinde muvazaa olmadığını, mirasbırakanların paylaştırma kastıyla hareket ettiklerini, bu kapsamda muris …’nın davacıya … mevkinde müstakil bir parsel ile aralarında pay edilmek üzere en küçük kardeşleri …’ye S.S.K hastanesi civarında gayrimenkul temlik ettiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu … parsel … ve … nolu bağımsız bölümlere yönelik davanın feragat nedeniyle reddine, diğer taşınmazlar yönünden yapılan temlik işlemlerinin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerlerden; 1927 doğumlu mirasbırakan …’nın 24.12.2011 tarihinde, yine 1927 doğumlu diğer mirasbırakan …’nın ise … tarihinde öldükleri, geriye mirasçı olarak, davacı kızları …, davalı çocukları …, …, … ile dava dışı çocukları …, …, … ve …’in kaldıkları, … parsel sayılı taşınmazdaki çekişme konusu … ve … nolu bağımsız bölümlerin davalılardan …’ye, … ve … numaralı bağımsız bölümlerin davalılardan …’ye 29.11.1991 tarihli resmi satış senedi ile mirasbırakanlar tarafından satıldığı, yine … parsel sayılı taşınmazdaki … ve … nolu bağımsız bölümlerin ½’şer payının muris … tarafından davalılardan …’ya satış yolu ile devredildiği, diğer dava konusu … parsel sayılı taşınmazın … parsel ile … parsel sayılı taşınmazların tevhit edilmesi suretiyle oluştuğu, … parsel sayılı taşınmazın tamamı mirasbırakan … adına kayıtlı iken 19.04.1982 tarihli satış senedi ile davalı …’ye temlik edildiği, davalı … tarafından 30.06.1982 tarihinde söz konusu taşınmazın ½ payının diğer davalı …’ye satıldığı, … parsel sayılı taşınmazın ise dava dışı … Belediyesi adına kayıtlı iken 12.06.1985 tarihinde ½ şer paylı olarak davalılardan … ve …’ye satılarak devredildiği, dava sonra söz konusu taşınmazların tevhit edilmesi suretiyle … parsel sayılı taşınmazın oluştuğu, kat irtifakı kurulan söz konusu taşınmazdaki dava konusu …-…-…-…-…-…-…-… nolu bağımsız bölümlerin ½ şer paylı olarak davalılar … ve … adına kayıtlı hale geldiği, daha sonra adı geçen davalılar tarafından … nolu bağımsız bölümün 08.02.2005 tarihinde dava dışı …’a, … nolu bağımsız bölümün … tarihinde dava dışı …’ye, … nolu bağımsız bölümün ise … tarihinde davalı …’ya satış yolu ile devredildiği, davacılar tarafından halen davalılar adlarına kayıtlı olan taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescil, üçüncü kişilere devredilen taşınmazlar yönünden tazminat talebinde bulunulduğu, yargılama aşamasında çekişme konusu … parseldeki … ve … nolu bağımsız yönünden açılan davadan feragat edildiği, yine 3402 sayılı Kanun’un 22/A maddesi gereğince yapılan yenileme neticesinde … parselin … ada … parsel, … parselin ise … ada … parsel numarasını aldıkları anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanunu’ nun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237 (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, davalıların paylaştırma savunmasında bulunduğu, bu kapsamda dosya kapsamına celp edilen tapu kayıtlarından mirasbırakan …’nin adına kayıtlı taşınmazlarından … parsel sayılı taşınmazını … tarihinde davalı …’ye, … parsel sayılı taşınmazını … tarihinde dava dışı kızı …’a, … parsel sayılı taşınmazını … tarihinde dava dışı kızı …’ya, … parsel sayılı taşınmazını … tarihinde davalı …’ya, … yarsel sayılı taşınmazını … tarihinde davacı kızı …’ye, … parsel sayılı taşınmazını … tarihinde dava dışı kızı …’e, … parsel sayılı taşınmazını dava dışı kızı …’ya satış yolu ile devrettiği, yine dava dışı … parsel sayılı taşınmazdaki …-…-…-… nolu bağımsız bölümlerdeki muris …’ye ait payın ölümü ile mirasçılarına intikal ettiği, diğer mirasbırakan … adına kayıtlı dava dışı … parsel sayılı taşınmazın ise … tarihinde davalı …’ye satış yolu ile devredildiği, böylece mahkemece temlik tarihinde ve yakın zamanda diğer mirasçılara da taşınmaz devredildiği belirlenmiş, ancak yapılan paylaştırmanın makul ve kabul edilebilir ölçüde olup olmadığı araştırılmamıştır.
Öte yandan, 31.03.2016 tarihli celsede davalı tanıklarından … ve …’nın sonraki celse dinlenmelerine ilişkin talebin, ara karar ile, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 241.maddesine aykırı olacak şekilde reddedilmesi de doğru değildir.
Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, öncelikle mirasbırakanlar tarafından tüm mirasçılara temlik edilen taşınmazların temlik tarihindeki mevcut halleriyle rayiç bedelleri belirlenmek suretiyle makul bir paylaştırma yapılıp yapılmadığı hususunun araştırılması, taraflarca bildirilen tüm tanıkların dinlenmesi ve dosya kapsamında toplanan ve toplanacak diğer tüm delillerin bir arada değerlendirilerek mirasbırakanın sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar bir paylaştırma yapıp yapmadığı açıklığa kavuşturularak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, çekişmeli … ve … parsel sayılı taşınmazların yeni parsel numaraları üzerinden değerlendirme yapılması gerektiği halde, infazda tereddüt yaratacak biçimde eski parsel numarası üzerinden hüküm kurulması da isabetsizdir.
Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz.