Ceza Hukuku

İnfazı Gerçekleşen Adli Para Cezasının İadesine Karar Verilmesinin Hukuka Uygun Olduğu

Rate this post

Özet : Adli para cezası ödendikten sonra suçun uzlaştırma kapsamına alınıp yeniden yapılan yargılama sonunda uzlaşma sağlanması sebebiyle kamu davasının düşürülmesine, hükümlünün talebi halinde infazı gerçekleşen adli para cezasının İADESİNE karar verilmesinin hukuka uygun olduğu..(TCK 74) Kıyas hükümlerinin uygulanamayacağı.

Yargıtay
18.Ceza Dairesi

Esas : 2018/7936
Karar : 2019/4121
Karar Tarihi : 26/02/2019

“İçtihat Metni”

KARAR

Hakaret suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Aydın 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/02/2015 tarihli ve 2014/353 esas, 2015/78 sayılı kararının infazını müteakip, sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilerek uzlaşma sağlanması sebebiyle kamu davasının düşürülmesine, hükümlünün talebi halinde infazı gerçekleşen 1.500,00 Türk lirasının hükümlüye iadesine dair Aydın 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/05/2018 tarihli ve 2014/353 esas, 2015/78 sayılı ek kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 29/11/2018 gün ve 96001 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre,
1- Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı Kanun’un 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilmezden önceki hâliyle de, anılan maddenin 253/2. maddesi gereğince uzlaşmaya tâbi olduğu, müştekiye soruşturma aşamasında, dosya içerisinde bulunan usulüne uygun uzlaşma teklifinin yapıldığı ve müştekinin uzlaştırma teklifini kabul etmemesi üzerine kamu davasının açıldığı ve Aydın 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/02/2015 tarihli kararıyla sanığın mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmakla, sanık hakkında yeniden uzlaştırma işlemlerinin yapılarak düşme kararı verilmesinde,
2- 5237 sayılı Kanun’un 74/1. maddesinde, “Genel af, özel af ve şikâyetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adlî para cezasının geri alınmasını gerektirmez.” şeklinde yer alan düzenleme ile suçun ortadan kaldırılmadan cezalandırılma hakkında vazgeçildiği durumlarda ödenen adlî para cezasının geri istenemeyeceğinin belirtildiği, uzlaştırma nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda da suçun ortadan kalkmadığı cihetle, sanığın Aydın 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/02/2015 tarihli kararıyla hükmedilen 1.500,00 Türk Lirası adlî para cezasını uzlaştırma nedeniyle düşme kararından önce, 19/06/2015 tarihinde ödediği, Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 01/07/2015 tarihli yerine getirme fişinin düzenlendiği, adlî para cezasının infaz edildiği tarih itibariyle herhangi bir hukuka aykırılık halinin de bulunmadığı, bu nedenle infazı yapılan adlî para cezasının uzlaştırma nedeniyle geri istenemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde,” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme:
1- “1” numaralı istem açısından yapılan değerlendirmede;
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve devamı maddelerinde düzenlenen uzlaştırma müessesesinde 24/11/2016 tarihinde kabul edilen 6763 sayılı Yasa ile köklü değişiklikler yapılmıştır. 6763 sayılı Kanun 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.
6763 Sayılı Kanun ile değişiklik öncesi şikayete bağlı suçlar ile şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç olmak üzere TCK’nın 86.maddesi), taksirle yaralama (TCK’nın 89. maddesi), konut dokunulmazlığının ihlali (TCK’nın 116. maddesi), çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (TCK’nın 234. maddesi), ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (TCK’nın 234. maddesi, dördüncü madde hariç) ve özel kanunlarda uzlaşmaya tabi olduğu belirtilen suçlar uzlaşmaya tabi suçlar idi. Bu genel kuralın istisnası olarak da soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa da etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar uzlaşma kapsamında değildi. Ana kuralın bir diğer önemli istisnası da uzlaştırma kapsamına giren bir suçun uzlaşma kapsamına girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmesi durumu idi ki, bu durumda da uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağı yaptırım altına alınmıştı.
6763 Sayılı Kanun ile TCK’nın 253. maddesinin başlığı “Uzlaştırma” olarak değiştirilmiş ve uzlaştırma kapsamında olan suçlarla ilgili ana kurala; tehdit (TCK’nın 106/1. maddesinin birinci fıkrası), hırsızlık (TCK’nın 141. maddesi), dolandırıcılık (TCK’nın 157. maddesi) suçları ile mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar uzlaştırma kapsamına alınmıştır. Öte yandan uzlaşma müessesesinde ana kurala önemli bir istisna teşkil eden soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa da etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlarda uzlaşma yoluna gidilmeyeceği kuralı kaldırılarak diğer şartları da taşıması koşuluyla etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar da uzlaştırma kapsamına alınmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30/10/2007 tarihli ve 2007/4-200 esas, 2007/219 sayılı ilâmında belirtildiği üzere, uzlaştırma kurumu her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 253 ve 254. maddelerinde hüküm altına alınarak usul hukuku kurumu olarak düzenlenmiş ise de, fail ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi hukuka da ilişkin bulunması nedeniyle yürürlüğünden önceki olaylara uygulanabileceği, bu uygulamanın sadece görülmekte olan davalar bakımından geçerli olmayacağı, 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesindeki “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”şeklinde düzenleme karşsında, kesinleşen hükümlerde de uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmıştır.

5271 sayılı CMK’nın suç tarihinde yürürlükte bulunan ve 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik “Uzlaşma” başlıklı 253/4. maddesinde;
“Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya talimatı üzerine adlî kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Cumhuriyet savcısı uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.” hükmü bulunmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 8/1. maddesi de:
“Soruşturma konusu suçun, uzlaşmaya tâbi olması ve işlendiği hususunda yeterli şüphenin bulunması hâlinde; Cumhuriyet savcısı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Cumhuriyet savcısının yazılı ya da acele hallerde sözlü tâlimatı üzerine, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene adlî kolluk görevlisi de uzlaşma teklifinde bulunabilir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.” hükmünü haizdir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25/10/2018 tarihli ve 2018/4-394 esas, 2018/478 sayılı ilâmında; “Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, gerek 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler sonrası uzlaştırmanın, asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, ancak uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâllerinde kovuşturma aşamasında da mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir.
CMK’nın 253. maddesinin 18. fıkrasında yer alan “Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez” şeklindeki düzenleme nedeniyle uzlaştırma girişiminin herhangi bir nedenle sonuçsuz kalması hâlinde ise tekrar uzlaştırma yoluna gidilemeyecektir.
Uyuşmazlık konusunun hukuki çözüme kavuşturulması bakımından “derhâl uygulama ilkesi” üzerinde de durulması gerekmektedir.
Ceza yargılaması suç işlendikten sonra başlar, çoğu zaman da hemen sonuçlanmaz. Ceza yargılamasının sonuçlanması için önemli sayılabilecek bir zaman diliminin geçmesine gereksinim duyulabilir. Bu süreçte yargılama kanununda değişiklikler yapılabilir. Bu durumda yargılamanın başladığı an yürürlükte bulunan kanun mu yoksa yargılama sürerken daha sonra yürürlüğe giren kanun mu uygulanmalıdır?
Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke usul işlemlerinin, işlemin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağıdır. Bir usul işlemine o sırada yürürlükte bulunan usul kanunu hükümlerinin uygulanmasına derhâl uygulama ilkesi denilmektedir.
Bir usul işlemine sonradan yürürlüğe giren usul kanununun uygulanmasına geçmişe yürüme, “makable şümul”, buna karşılık yürürlükten kaldırılan eski usul kanunu hükümlerinin, sonraki usul işlemlerine uygulanmasınada “eski kanunun ileriye yürüme” ilkesi olarak adlandırılmaktadır.
Ceza yargılamasında kural, derhâl uygulamadır. O hâlde ceza yargılaması sırasında kanun değişikliği olduğunda yeni kanun uygulanmalıdır. Ancak, bu durum eski usul kanunu zamanında yapılmış işlemlerin geçersiz sayılması sonucunu doğurmaz. Yeni kanunun eski kanuna göre daha mükemmel olduğu görüşünden hareketle, eski kanuna göre yapılmış işlemlerin yenilenmesi kabul edilirse, birçok işlemin yeniden yapılamayacağı gerçeği maddi olarak ortaya çıkar, zira birçok işlemin yeni kanuna göre tekrar yapılma imkânı artık ortadan kalkmış olabilir. Kaldı ki, eski kanun zamanında yapılmış işlemlerin yenilenmesi, uyuşmazlıkları tekrar canlandıracak, bundan da kamu düzeni zarar görecektir.

Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan ve aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça “hemen ve derhâl uygulanma” ilkesinin sonucu olarak;
a- Usul işlemleri kural olarak yürürlükteki kanuna göre yapılacaktır.
b- Yürürlükte olan kanuna göre yapılmış işlemler sonradan yürürlüğe giren bir kanun nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.
c- Yeni kanunun yürürlüğünden ya da Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra yapılması gereken usul işlemleri ise yeni kanuna ya da iptal kararıyla ortaya çıkan usule tabi olacaktır.
d- Muhakeme usulüne ilişkin çıkarılan yeni kanunun uygulanmasında, bu kanun veya değişikliğin sanığın lehine ya da aleyhine sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.

Uzlaşmayı;
a- Kamu davasının açılmasını engelleyen uzlaşma ve
b- Usulüne uygun olarak açılmış kamu davasının, taraflarının iradelerine uygun olarak çözümlenmesini sağlayan uzlaşma, şeklinde bir tasnife tabi tutmak mümkündür. Uzlaşmayla failin cezalandırılması olanağı ortadan kalktığından, bu kurum ceza ilişkisini düşüren bir hâl olarak da nitelendirilebilir. Bu nedenle uzlaşma; bir taraftan muhakemeyi engellemesi nedeniyle muhakeme hukuku kurumu, diğer yandan ise fail ile devlet arasında ceza ilişkisini sona erdirdiğinden ceza hukuku kurumu olup, ceza ilişkisi, usulî bir işlem nedeniyle yani muhakemeye devam edilemediği için sona erdiğinden uzlaşmanın muhakeme hukuku kurumu olma özelliğinin her durumda öne çıktığı söylenebilir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık Murat Kale hakkında, CMK’nın 253. maddesinde 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle yapılan değişiklikten önce de uzlaştırma kapsamında bulunan TCK’nın 106. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen tehdit suçundan kamu davası açıldığı, soruşturma evresinde sanık ve şikâyetçinin, kolluk tarafından usulüne uygun şekilde kendilerine yapılan uzlaştırma teklifini kabul etmedikleri, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanığın atılı tehdit suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesince, CMK’nın 253. maddesine 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile eklenen 24 ve 25. fıkralarındaki uzlaştırma bürosuna ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak yeniden uzlaştırma işlemi uygulanıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü için, CMK’nın 253. maddesine, 6763 sayılı Kanun ile eklenen 24 ve 25. fıkraların, karma bir yapıya sahip olan uzlaşmanın hangi boyutuna ilişkin olduğunun tespiti gerekmektedir. 6763 sayılı Kanun’un uyuşmazlık konusunu ilgilendiren fıkralarının gerekçesinde; söz konusu yasal değişikliğin uzlaştırmanın yöntemine ilişkin olduğu ve bu değişikliklerle uzlaştırma kurumunun başarısını olumsuz etkileyen sakıncaların giderilmesinin ve bu alanın disipline edilmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır. CMK’nın 253. maddesinin 18. fıkrasında ise uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması hâlinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği belirtilmiştir. Bu durumda soruşturma evresinde tarafların kabul etmemeleri nedeniyle sonuçsuz kalan uzlaştırmanın maddi ceza hukuku boyutunu ilgilendirmeyen, münhasıran uzlaştırma yöntemine yönelik olması nedeniyle usule ilişkin olduğu konusunda kuşku bulunmayan değişikliğin, derhal uygulama ilkesinin zorunlu bir gereği olarak daha önce usulüne uygun olarak yerine getirilmiş olan uzlaştırma girişimine ilişkin işlemlerin yenilenmesini gerektirmediği kabul edilmelidir.” şeklindeki gerekçeyle 6763 sayılı Kanun uyarınca getirilen uzlaşma kurumuna ilişkin düzenlemelerin ne surette uygulanması gerektiği gösterilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, sanık hakkında TCK’nın 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçundan yargılama yapıldığı, bu suçun 6763 sayılı yasanın değişiklik öncesi ve sonrasında uzlaşma/uzlaştırmaya tabi olan bir suç olduğu, müştekiye Cumhuriyet Savcısının talimatı üzerine adli kolluk tarafından uzlaşma teklif formunun sunulduğu ve müştekinin uzlaşmak istemediğine yönelik kısmı imzaladığı, suç tarihine göre 6763 sayılı yasa ile değişiklik öncesi teklif edilen uzlaşma önerilerinin geçerli olduğu anlaşıldığından yazılı şekilde sanık hakkında hakaret suçundan uzlaşma nedeniyle düşme kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
2-) “2” numaralı istem açısından yapılan değerlendirmede ise;
5237 sayılı TCK’nın 74.maddesinde;”(1) Genel af, özel af ve şikayetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adlî para cezasının geri alınmasını gerektirmez.
(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsi hak davasını etkilemez.
(3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af halinde yargılama giderleri de istenemez.” hükümlerine yer verilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre hüküm kesinleştikten ve/veya infaza başlandıktan sonra, genel veya özel affın çıkması ve kanunun açıkça düzenlediği hallerde şikayetten vazgeçilmesi nedeniyle cezanın düşmesine karar verilir ise, bu düşme kararı ile birlikte infaza hiç başlanmamış ise infaza başlanmaz, başlanmış ise infaza derhal son verilir. Mahkumiyet kararında suça konu eşya ve kazancın müsaderesine karar verilmiş ise, bu durumda müsaderesine karar verilen eşyanın, hükümlüye iadesi söz konusu olmaz. Aynı şekilde hükümlü adli para cezasına mahkum edilmiş ve bu adli para cezasının bir kısmı hükümlüden tahsil edilmiş ise, genel af, özel af ve şikayetten vazgeçme nedeniyle cezanın düşmesi kararı verildiğinde bu adli para cezasının tahsil edilmeyen kısmı hükümlüden istenemeyeceği gibi, aynı zamanda o güne kadar hükümlüden tahsil edilen adli para cezası da hükümlüye iade olunmaz. (Osman Yaşar/ Hasan Tahsin Gökcan/ Mustafa Artuç, Yorumlu ve Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Baskı, Ankara 2014, s.2353)
TCK’nun “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2. maddesinin üçüncü fıkrasında; “kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz, suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiş, madde gerekçesinde de; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin önemli sonuçlardan birisi de kıyas yasağıdır. Kıyas, bir olaya ilişkin hukuk kuralının, Kanun tarafından düzenlenmemiş benzer bir olaya uygulanması demektir. Bu şekilde, Kanunun bir normuna dayanılarak, Kanunun öngörmediği başka bir norm meydana getirilmekte, başkabir deyişle boşluk doldurulmaktadır. Ceza kanunlarındaki boşlukların hâkim tarafından doldurulması ise, Kanun Koyucunun yetkisine tecavüz teşkil eder. Nitekim, TCK’nın 2. maddesinin üçüncü fıkrasında da açıkça; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz” hükmü ile “kıyas yasağı” düzenlenmiştir. Kıyas yasağı sadece kanunların suç ve ceza içeren hükümleri bakımından değil, genel hükümler açısından da geçerlidir. Çünkü genel kısmın hükümleri de bir normun cezaya liyakatını doğrudan ilgilendiren düzenlemeleri içerdiği için hâkimi bağlar. Yorum ise bir kanun hükmünün gerçek anlamını, Kanun Koyucunun gerçek iradesini ortaya çıkarmak için yapılan fikri bir faaliyettir. Bu kapsamda bir kanun hükmünü kıyasa yol açacak şekilde yorumlamak da TCK’nın 2. maddesinin üçüncü fıkrası ile yasaklanmıştır. (Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 6. Baskı, Ankara 2013, s.54 vd.).
TCK’nın 74/1. maddesinde ödenen adli para cezalarının geri alınamayacağı durumların, kanunkoyucu tarafından genel af, özel af ve şikayetten vazgeçme halleri olarak tahdidi şekilde sayıldığı ve uzlaşma hükümlerinin aynı madde kapsamındaki hallerden biri olarak belirtilmediği, uzlaşma hükümlerinin uygulanması durumunda ödenen adli para cezasının hükümlüye iade edilemeyeceği şeklindeki değerlendirmenin, yukarıda açıklamalar göz önüne alındığında, TCK’nın 2/3. maddesi uyarınca kıyas yasağına aykırılık teşkil edeceği anlaşılmakla, bu husus açısından kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.

Sonuç ve Karar : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce kısmen yerinde görüldüğünden,
1- Sanık … hakkında uzlaşma nedeniyle verilen düşme kararı neticesinde ödenen adli para cezasının hükümlüye iadesine ilişkin istem açısından, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
2- “1” numaralı istem açısından ise, Aydın 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/05/2018 tarihli ve 2014/353 esas, 2015/78 sayılı ek kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4-c fıkrası uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, 26/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki tüm sorularınız için uygun bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz. Size konunun uzman avukatı destek verip yol haritanızı çizecektir.