İş Hukuku

TCK MADDE 120 HAKSIZ ARAMA

Hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

TCK MADDE 120’NİN GEREKÇESİ

Madde metninde, bir kimsenin üstünü veya eşyasının hukuka aykırı olarak aranması, görevi kötüye kullanma suçundan bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

Bu hüküm, 10.12.1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (madde 12), 4.11.1950 tarihli İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi (madde 8, fıkra 1) ve Anayasamızın koruduğu özel hayatın gizliliğini belli bir surette ihlâlin yaptırımını oluşturmaktadır.
Kişilerin üzerinin veya eşyasının aranması insan haysiyetine bir tecavüz teşkil ettiği gibi kişi dokunulmazlığının bir devamı olan özel hayatın gizliliğine karşı da bir saldırı oluşturur.
Kişinin örneğin ceplerinin, el çantasının, bavulunun, özel otomobilinin hukuka aykırı bir surette aranması bu suçu oluşturacaktır. Bu arama olgusunun yetkisiz olarak girilen konutta gerçekleştirilmesi hâlinde, ayrıca konut dokunulmazlığını ihlâl suçu oluşur ve bu nedenle, gerçek içtima hükümlerine göre sorumluluk cihetine gidilmesi gerekir.
Suç failinin bir kamu görevlisi olması gerekmektedir. Bu bakımdan söz konusu suç, bir özgü suç niteliği taşımaktadır.

Metinde geçen “hukuka aykırı olarak” ibaresinden maksat, yürürlükteki mevzuatın izin vermediği hâl demektir. Kanun ve nizamların izin verdiği arama hâllerinde suçun oluşmayacağı açıktır. Suçun oluşması için kamu görevlisi, kişi hürriyetini, görevini kötüye kullanarak veya yetkisini aşarak ihlâl etmiş olmalıdır. Böylece “hukuka aykırı olarak” sözcükleri görevin kötüye kullanılmasını ve yetkinin aşılmasını kapsar.

TCK MADDE 120 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/12978
Karar : 2019/21890
Karar Tarihi : 09.12.2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı İsteminin Özeti : Davacı işten haksız çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, genel tatil, ücret, asgari geçim indirimi ve yıllık izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalılar Cevabının Özeti : Davalı feshin haklı nedene dayandığını, davacının bir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci : Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz : Kararı davalı temyiz etmiştir.

Gerekçe : İş sözleşmesinin feshine esas olaya ilişkin davalı işverenin şikayeti üzerine davacı işçi hakkında hırsızlık ve güveni kötüye kullanma suçlarından cezalandırılması istemi ile hükümden sonra kamu davası açıldığı, davanın Mersin 17. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/645 E. dosyasında görüldüğü anlaşıldığından ceza mahkemesi dosyasının incelenip gerekirse sonucu beklenerek feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı hususunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.12.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/5252
Karar : 2019/7157
Karar Tarihi : 05/12/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki manevi tazminat davasında … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi ve ….. 6. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, manevi tazminat istemine ilişkindir.
…. 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, davacı tarafça abone sözleşmesinin bulunmadığı iddiasına dayalı dava açılmış ise de, abone sözleşmesindeki imzaların davacıya ait olup olmadığının tartışılması ve sözleşmenin geçerli olup olmadığını değerlendirmeye dair, taraflar arasındaki ilişkinin Tüketici Kanunundan kaynaklandığı ve görevli mahkemenin tüketici mahkemeleri olduğu gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.
……. 6. Tüketici Mahkemesince, araflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığından ve uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkinin “haksız fiil”den kaynaklandığı anlaşıldığından eldeki davaya 4077 sayılı Kanunun uygulanamayacağı, Tüketici Kanunu ile güdülen amaç tüketicinin tüketimine yönelik satışlarda mal ve hizmetlerdeki ayıplara karşı korunması olduğundan, uyuşmazlığın genel yetkili mahkemelerde görülmesi gerekir. Davaya Borçlar Kanunu ve Genel Hükümlerin uygulanacağı gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiştir.
4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde Kanunun amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu Kanun, 1. maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Kanunun 3. maddesinde “Tüketici: Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi” şeklinde tanımlanmıştır.
Bir hukukî işlemin 4077 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.
Somut olayda, davacının bilgisi dışında kimlik bilgilerinin meçhul kişilerce kullanılarak yapılan abonelik sözleşmesi ile adına çıkarılan telefon hattı nedeniyle hakkında yapılan icra takibi nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin olup taraflar arasında abonelik sözleşmesi bulunmakta olup davacının iddiası dava dışı 3. kişi ya da kişilerce kimlik bilgilerinin kullanılarak adına telefon hattı çıkarıldığı yönündedir. Taraflar arasındaki ilişkinin tüketici işlemi olduğu, uyuşmazlığın kaynağının Tüketicinin Korunması Kanununa tâbi olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İstanbul 6. Tüketici Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 05/12/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/3121
Karar : 2019/6198
Karar Tarihi : 03.12.2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalıdan 150.000,00 TL borç para aldığını, 02.05.2008 tarihli protokolü imzaladıklarını, protokol gereğince maliki olduğu … ada … parsel sayılı taşınmazının ½ payını teminat olarak davalıya devrettiğini, müzayaka halinden istifade eden davalının protokol gereğince taahhüt ettiği ek 130.000,00 TL yi vermediği gibi, 317.000,00 TL borçlu olduğuna dair bir belge imzalattığını, davalı hakkında tefecilik suçlaması ile dava açıldığını, öte yandan davalının devir aldığı 2 daire ve 1 dükkanı ( paya isabet eden ) kiraya vererek haksız menfaat elde ettiğini ileri sürerek, 150.000,00 TL borcundan davalı tarafından haksız elde edilen 100.000,00 TL kira gelirinin mahsubu ile kalan bedelin depo edilmesi karşılığında çekişmeli taşınmazda davalı adına kayıtlı payın iptaline ve adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının peyder pey kendisinden toplam 317.000,00 TL borç para aldığını, çekişmeli taşınmazı bu borca karşılık teminat olarak devir ettiğini, ayrıca davacı ile 02.05.2008 tarihli sözleşmeyi imzaladıklarını, ancak davacının borcunu ödemediğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki inançlı işlemin 02.05.2008 tarihli protokol ile kanıtlandığı, 150.000,00 TL’den fazla borç para verildiği hususunun ise davalı tarafından ispatlanamadığı, öte yandan herkesin aldığını iade etmesi gerektiğinden davanın kısmen kabulü ile çekişmeli taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine, mahkeme veznesine yatırılan 150.000,00 TL’nin karar kesinleştiğinde nemasıyla birlikte davalıya ödenmesine ilişkin verilen karar Dairece; “…01.07.2008 tarihli imzası inkar edilmeyen adi yazılı belge ve yukarıda yer verilen davacı beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafından davacıya toplam 317.000,00 TL ödendiği, bunun karşılığında çekişmeli taşınmazın 1/2 payının davalıya teminat amacıyla devredildiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, 6098 sayılı TBK’nun 97.maddesi gereğince davacı tarafa 317.000,00 TL’yi mahkeme veznesine depo etmesi için usulüne uygun süre verilmesi, anılan bedelin depo edilmesi halinde davanın kabul edilmesi, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır….” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile çekişmeli taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, mahkeme veznesine yatırılan 317.000.TL’nin karar kesinleştiğinde nemasıyla birlikte davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.12.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat gelmedi, temyiz edilen asil davacı … geldi, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davalının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 16.196.87. TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 03.12.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/853
Karar : 2019/7658
Karar Tarihi : 02/12/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Marmaris 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 14/03/2017 tarih ve 2016/106 E. – 2017/150 K. sayılı kararın davacı vekili ve davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 05/11/2018 tarih ve 2017/922 E. – 2018/1294 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü
Davacı vekili, davalı şirketin ortağı ve tek imza yetkilisi olan müvekkilinin, davalı şirketin 11.11.2015 tarihli Ortaklar Kurulu toplantısı ile imza yetkisini çift imza ile şirket ortağı davalı … Toroman’la birlikte kullanması yolunda karar alındığını, kararda davacı adına atılı imzanın davacıya ait olmadığını ileri sürerek 11.11.2015 tarihli Ortaklar Kurulu kararının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, husumet ve esasa ilişkin savunmalarda bulunarak davanın reddini istemiş ayrıca belge altındaki imzanın haksız inkar edilmesinin sonucu olarak HMK’nın 213. maddesinin uygulanmasını istemiştir.
Davalı şirket, davaya cevap vermemiştir.
İlk derece mahkemesince, Jandarma Kriminal Raporu ve bu rapora davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine alınan Adli Tıp Kurumu raporunda dava konusu karar altındaki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine, davacının imzayı kötü niyetli olarak inkar ettiğine dair dosyada bir delil bulunmadığı gibi davalının da zarara uğradığını ispat edemediği gerekçesiyle davalı …’ın HMK’nın 213. maddesinin uygulanması yönündeki talebin reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili ve davalı … vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce, imza incelemesi ile davaya konu imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği, davacının kötü niyetli olduğunun da ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekili ve davalı … vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı … vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı …’dan alınmasına, 02/12/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hoş geldiniz. Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.