Ceza Hukuku

TCK MADDE 301 TÜRK MİLLETİNİ,TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ,DEVLETİN KURUM VE ORGANLARINI AŞAĞILAMA SUÇU

(Değişik: 30/4/2008-5759/1 md.)
1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

TCK MADDE 301’İN GEREKÇESİ

Maddenin birinci fıkrasında, Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılamak, suç olarak tanımlanmıştır.
Maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık Türk Milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar. Cumhuriyet deyiminden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti anlaşılmalıdır.
Suçun maddî unsuru aşağılamaktır. Bu aşağılamanın alenen gerçekleşmesi gerekir. Aşağılamak, suçun konusunu oluşturan değerlere duyulan saygınlığı azaltmaya yönelik davranışlardan ibarettir.
Maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Bu hüküm karşısında, örneğin iktidarın tahkir ve tezyifi hâlinde fiilin Hükûmete yönelik bulunduğu hususunda duraksanmayacak işaret ve alâmetler varsa, fiilin Hükûmete yönelik olduğu kabul edilecektir.
Üçüncü fıkrada bu suçun konusu, işlendiği yer ve faili bakımından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâli kabul edilmiştir. Buna göre, Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, ceza artırılacaktır.

TCK MADDE 301 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Yargıtay
2.Ceza Dairesi

Esas : 2011/27708
Karar : 2013/7798
Karar Tarihi : 10.04.2013

Sanık E.. A..’un daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CYY’nın 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmama” koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesine göre anılan madde ve fıkrada belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın kasten işlenmiş bir suçtan dolayı verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olması karşısında, kararda gösterilmeyen sanıkların hangi haklardan ne kadar süreyle yoksun bırakıldıkları hususunun infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüş, sanık E.. A..’un eyleminin sadece yargı organlarını ve emniyet teşkilatını aşağılama suçu olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, tebliğnamedeki bu hususa yönelik düşünceye itibar edilmemiş, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- Ceza yasasında, hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü durumlarda mahkemece, öncelikle hapis ya da adli para cezasının neden seçildiğine ilişkin yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeli, daha sonra ise alt ve üst sınırları arasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilerek temel ceza belirlenmelidir.
Somut olayda sanık E.. A..’a yüklenen suç kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu olup, hakaret suçunun düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 125/1.maddesinde hapis ve adli para cezası olarak öngörülen seçenekli yaptırım, aynı maddenin 3-a fıkrasında yer alan görevliye hakaret suçunu da kapsadığından, kamu görevlisine karşı hakaret suçundan, seçenekli yaptırımlardan neden hapis ya da adli para cezasına hükmedildiğinin yasal ve yeterli gerekçesi gösterilip, daha sonra hükmedilen hapis ya da adli para cezasının alt ve üst sınırı arasında temel cezanın belirlenmesinde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi gerekirken, yalnızca hapis cezasının alt ve süt sınırları arasında temel cezanın belirlenmesine ilişkin gerekçe gösterilmesi,
2- Sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’ın daha önce mahkumiyetlerinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermedikleri nazara alınıp, tekrar suç işleyip işlemeyecekleri konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek, cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, “suçun işleniş biçimi gözönüne alınarak” şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gereçe ile sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’a hükmolunan cezaların ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi,
3- Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5759 sayılı Kanunun 1.maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 301.maddesinin 4.fıkrası uyarınca sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’a atılı Yargı organlarını ve Emniyet teşkilatını aşağılama suçundan dolayı soruşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlandığı ve bu husus maddi ceza hukuku müessesesi olup lehe olduğundan, sanıklar E.. A.. ve Ş.. T.. hakkında gerekli izin alınmasından sonra hukuki durumlarının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
4- Suçun işlendiği yerin aleni yerlerden olup olmadığı belirlenerek, sanık E.. A.. hakkında TCK’nın 125/4.maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
5- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 231.maddesi uyarınca, sanıklar E.. A.. ve Ş.. T..’a hükmolunan cezaların tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
6- Sabıkasına esas Balıkesir 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nin17.11.2003 tarih, 295-1090 sayılı ilamı uyarınca mükerrir olduğu anlaşılan sanık E.. A.. hakkında TCK’nın 58.maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimi ile cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii ve O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 10/04/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
18.Ceza Dairesi

Esas : 2016/13718
Karar : 2016/15965
Karar Tarihi : 17.10.2016

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanığın Kurtalan Kaymakamlık makamında yapılan yardımların yetersiz olması nedeniyle “lanetli devlet bana yardım etmiyor” şeklinde sözler söylediğinden bahisle Kurtalan Kaymakamının mağdur olarak kabul edilerek kamu görevlisine hakaret suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında suçu oluşturup oluşturmayacağının tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuki değerlendirme;
Uyuşmazlık konusunda bir karar vermeden önce, kanun yararına bozma istemine konu edilen hükümde belirlenen yeni bir hukuka aykırılık durumunun incelenmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.
Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
TCK’nın 301.maddesinde;“(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” hükmü yer almaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2008/4-170 esas ve 2008/220 karar sayılı içtihadında; “ “ben böyle devletin, böyle emniyetin, böyle adaletin a…..a koyarım” sözlerine gelince; burada kastedilen ve kendisinden rahatsızlık duyulan, kurum olarak “devletin”, “emniyet teşkilatının” veya “adalet teşkilatının” bizatihi kendisi değil, mağdur polis memurları tarafından kamu görevlisi sıfatıyla ifa edilmeye çalışılan kamu görevidir, bu anlamda sinkaflı sözler de sonuç olarak “devlete, emniyet teşkilatına veya adalet teşkilatına” yönelik olarak değil, o sırada muhatap durumda olan mağdur polis memurlarına yönelik olarak söylenmiştir, başka bir açıdan bakıldığında da; ortalık yerde açıklanan şekilde icra edilen sövme fiili, mevcut pozisyon itibarıyla o sırada devlet otoritesini hakim kılmaya çalışan mağdur polis memurlarını vatandaş karşısında incitecek, küçük düşürecek ve mağdurların bu sözlerden alınmalarını gerektirecek niteliktedir. Başka bir deyişle, hakaret içeren sözler “devletin”, “adalet teşkilatının” veya “emniyet teşkilatının” bütününü kapsar bir ifade ile dile getirilmediği gibi, bu kasıtla söylendiğine ilişkin bir delil de bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 301. maddesindeki suçun unsurları oluşmamıştır.” şeklinde karar verilmiştir.
İncelenen somut olayda; olay günü sanığın, mağdur kaymakam ‘ndan yardım talebinde bulunduğu, mağdur tarafından sanığa yazılı dilekçe ile başvurması gerektiğinin bildirildiği, bu esnada sanığın mağdura “lanetli devlet bana yardım etmiyor” şeklinde sözler söylediği anlaşılmıştır.
Bu suretle; hakaret içeren sözler “devletin”, “adalet teşkilatının” veya “emniyet teşkilatının” bütününü kapsar bir ifade ile dile getirilmediği gibi, bu kasıtla söylendiğine ilişkin bir delil de bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 301. maddesindeki suçun unsurları oluşmamıştır.

Sonuç ve Karar ; Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMk’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 17.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hoş geldiniz. Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.