Ceza Hukuku

TCK MADDE 237 FİYATLARI ETKİLEME

1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir.
2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza üçte biri oranında artırılır.
3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca sekizde bir oranında artırılır.

TCK MADDE 237’NİN GEREKÇESİ

Madde, esasta işçi ücretlerinin veya besinler veya başka malların değerlerinin artıp eksilmesini sağlamak maksadıyla yalan haber veya havadis yayınlanmasını veya aynı maksatla diğer bir takım hileli yollara başvurulmasını cezalandırmaktadır. Böylece maddenin esasta korumak istediği hukukî yarar, serbest rekabet koşulları çerçevesinde fiyatların belirlenmesini ihlâl edici hareketleri engellemektir.
Borsalarda kabul edilen belge ve senetler hakkında sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi verme, haber yayma, yorum yapma gibi fiiller 28.7.1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun “Cezaî sorumluluk” başlıklı 47 nci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde cezalandırıldığı için kıymetli evrakın fiyatlarını etkileme konusunda ayrıca hüküm düzenlenmemiştir.
Birinci fıkrada yer alan suçun maddî unsuru yalan haber veya havadis yayınlamak ve başka hileli yollara başvurmaktır.
Fail, yalan haber veya havadisleri, işçi ücretlerinin, besin veya malların değerlerinin yapay olarak düşmesini veya artmasını sağlamak maksadıyla yaymış bulunmalıdır. Hileli yollara da aynı maksatla başvurulmuş olmalıdır.
Fiil bir tehlike suçunu oluşturduğundan, suçun tamamlanması için neticenin meydana gelmesi gerekmemektedir. Maddî unsuru oluşturan hareketlerin yapılması ve tehlikenin ortaya çıkması suçun tamamlanması için yeterlidir.
Maddenin ikinci fıkrasında, failin elde etmek istediği neticenin meydana gelmesi hâlinde cezanın artırılacağı açıklanmakta ve hareketle beraber neticenin meydana gelmesi, bir netice sebebiyle ağırlaşmış hâl sayılmaktadır.
Maddenin son fıkrasında ise, failin ruhsatlı simsar veya borsa tellalı olması, yani sıfatı, hakkında hükmedilecek cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli unsur sayılmıştır. Şüphesiz ki, maddenin son fıkrasında geçen borsa tellalı 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Kanunun kapsamı dışında kalan borsa tellallığını ifade etmektedir.

TCK MADDE 237 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI

Yargıtay
Ceza Genel Kurulu

Esas : 2006/344
Karar : 2007/23
Karar Tarihi : 6.2.2007

• ŞUBE İZİN BELGESİZ SEYAHAT ACENTELİĞİ FAALİYETİ YAPMA SUÇU ( 1618 Sayılı Yasada Öngörülen Suçlardan Doğrudan Zarar Görmeyen ve Bu Suçları Takip Görevi Bulunmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının Bu Suçlarla İlgili Davaya Katılma Hak ve Yetkisinin Bulunmadığı )
• SEYAHAT ACENTALARI VE SEYAHAT ACENTALARI BİRLİĞİ KANUNU’NDA ÖNGÖRÜLEN SUÇLAR ( Doğrudan Zarar Görmeyen ve Bu Suçları Takip Görevi Bulunmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının Bu Suçlarla İlgili Davaya Katılma Hak ve Yetkisinin Bulunmadığı – Şube İzin Belgesiz Seyahat Acenteliği Faaliyeti Yapma )
• DAVAYA KATILMA HAK VE YETKİSİ ( 1618 Sayılı Yasada Öngörülen Suçlardan Doğrudan Zarar Görmeyen ve Bu Suçları Takip Görevi Bulunmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının Bu Suçlarla İlgili Davaya Katılma Hak ve Yetkisinin Bulunmadığı )
• KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI ( Şube İzin Belgesiz Seyahat Acenteliği Faaliyeti Yapma – 1618 Sayılı Yasada Öngörülen Suçlardan Doğrudan Zarar Görmeyen ve Bu Suçları Takip Görevi Bulunmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının Bu Suçlarla İlgili Davaya Katılma Hak ve Yetkisinin Bulunmadığı )

ÖZET : 1618 sayılı Yasada öngörülen suçlardan doğrudan zarar görmeyen ve bu suçları takip görevi bulunmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının, bu suçlarla ilgili davaya katılma hak ve yetkisinin bulunmadığı, yerel mahkemenin yanılgılı uygulamaya dayalı katılma kararının da hükmü temyize hak vermeyeceği cihetle, temyiz isteminin Özel Dairece reddedilmiş bulunması isabetlidir.

DAVA : Şube izin belgesiz seyahat acenteliği faaliyeti yapma suçundan sanık İbrahim Güçlü’nün beraatine ilişkin olarak Bakırköy 7. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 05.06.2002 gün ve 1321-390 sayılı hüküm katılan Turizm Bakanlığı adına Hazine avukatı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesi 09.11.2006 gün ve 7435-17105 sayı ile;
… Suçtan doğrudan zarar görmeyen ve 1618 sayılı yasaya aykırılık suçlarını takip görevi bulunmayan Turizm Müdürlüğünün müdahilliğine karar verilmesi hükmü temyize hak vermeyeceğinden temyiz isteğinin 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca reddine… karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 27.12.2006 gün ve 43554 sayı ile;
5271 s. K.nun 237. maddesinde düzenlenen davaya katılma, mağdur suçtan zarar görenin kamu davasında C.Savcısıyla birlikte iddia görevini yapmasıdır. Maddede, görülen zararın doğrudan yada dolaylı olması ayırımı yapılmamış, zarar gören olması yeterli bulunmuştur. 26.09.2000 tarihli ve 2000/7-157 E, 2000/165 K sayılı Ceza Genel Kurulu kararında 1618 sayılı Kanuna muhalefet davalarında suçtan zarar gören olarak kabul edilerek TÜRSAB’ın müdahil olarak davaya katılmaya ve temyize hakkı olduğu belirtilmektedir. TÜRSAB’ın, 1618 s. K.nun 33-34. maddelerine göre Turizm şirketlerini temsilen kurulmuş bir tüzel kişilik olduğu, 1618 s. K.nun 34/son fıkrasına dayanılarak çıkartılan Yönetmeliğin 4/f bendine göre özel hukuk tüzel kişilerine karşı açılan davalarda müdahale hakkı verildiği anlaşılmaktadır. TÜRSAB’ın müdahale hakkının yanında Turizm Bakanlığı’nın da bu davalara müdahale hakkının bulunduğu kabul edilmelidir. Çünkü 1618 sayılı Kanunun 2. maddesine göreişletme belgesi vermeyetkisi, 6. maddeye göreşube açma izni vermeyetkisi, 9. maddeye göresınav yapmayetkisi, 11. maddeye göreacente açılacak yeri ve konumunu denetlemeyetkisi, 12. maddeye göreteminat almayetkisi olduğu ve 18. maddeye göre acentelerin bir önceki yıla aitçalışma raporlarınıdenetleme yetkisi bulunduğu dikkate alındığında Turizm Bakanlığı’nın izinsiz yapılan acentelik faaliyetinden dolayı suçtan doğrudan doğruya zarar gördüğü veya göreceği açıktır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 29.05.1989 tarih, 7/147-209 sayılı kararında da, Devletin gözetim ve denetimi altında ve izin belgesi alınmak suretiyle yapılması gereken faaliyetlerle ilgili davalara Maliye Hazinesinin katılan sıfatı ile takibini mümkün görmüştür. Ayrıca Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 10.04.2006 tarihli yazısına göre Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın vereceği belgelerden alacağı miktarlar gösterilmiş, Turizm Bakanlığı’nın 05.04.2000 tarihli yazısı ile de verilen belgelerden elde edilecek gelir miktarları gösterilmiştir. Tüm bu hususlar, Turizm Bakanlığı adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğünün davaya müdahale ve temyiz etme yetkileri bulunduğunu göstermektedir. Bunun yanında Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 09.11.2006 tarih 2004/7435 E, 2006/17105 K sayılı kararında hüküm temyiz eden ve müdahilliğine karar verilen olarak Turizm Bakanlığı adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü yerine İl Turizm Müdürlüğü yazıldığı görülmektedir. Oysa davaya müdahil olan ve hükmü temyiz edenin, yerel mahkeme tarafından davaya katılması kabul edilen Turizm Bakanlığı adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü olduğu görülmektedir. 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanunun 237. maddesine göre suçtan doğrudan doğruya zarar görenin, 1618 sayılı Yasaya göre kuruluş izni ve şube açma iznini veren kurum olması nedeniyle Turizm Bakanlığı olduğu tartışmasızdır. görüşü ile itiraz ederek, Özel Daire red kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün esastan bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sanığın şube izin belgesi almaksızın seyahat acenteliği faaliyetinde bulunmak suçundan beraatine karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, yargılama konusu suçta davaya katılanın Turizm Bakanlığı mı yoksa İstanbul İl Turizm Müdürlüğü mü olduğu, Turizm Bakanlığının yargılamaya konu davaya katılma ve dolayısıyla hükmü temyiz etme hakkı bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Maliye Vekaleti Baş Hukuk Müşavirliğinin ve Muhakemat Umum Müdürlüğünün Vazifelerine, Devlet Davalarının Takibi Usullerine ve Merkez ve Vilayetler Kadrolarında Bazı Değişiklikler Yapılmasına Dair 4353 sayılı Yasanın 3/B maddesine göre, Hazineye ait her türlü davalarla genel muvazene içindeki dairelere ait hukuk ve ceza davalarının ve bütün icra işlerinin ait olduğu makam ve mercilerde takip ve müdafaasını yaptırmak, il muhakemat müdürlerinin görevlerindendir. Aynı Yasanın 18. maddesine göre de, umumi muvazene içindeki dairelere ait hukuk ve ceza davalarında ve her türlü icra takiplerinde bu daireler mahkemeler, hakemler, icra daireleri ve dava ve icra işleriyle alakalı sair merciler nezdinde temsil vazifesi Maliye Bakanlığına bağlı Hazine avukatları tarafından görülür; muhakemat müdürleri dahi bu yetkiyi kullanabilirler.
İncelenen olayda Hazine avukatı tarafından anılan yasal normlara uygun biçimde, Turizm Bakanlığı adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğünün davaya katılması isteminde bulunulmuş, mahkemece de bu doğrultuda karar verilmiştir. Karar başlığında katılanın isminin gösterilmemiş olması, davacının adının yazıldığı bölüme ise İl Turizm Müdürlüğü ibaresinin eklenmiş bulunması, Yerel Mahkemece mahallinde giderilmesi mümkün bir eksiklik ve maddi hata olarak değerlendirilmiştir. Gerekçeli karardaki bu maddi hata Yargıtay Özel Dairesince de sürdürülmüş ve davaya katılanın İstanbul İl Turizm Müdürlüğü olduğu yolundaki bir kabulle, sözü edilen Müdürlüğün davaya katılma yetkisinin bulunmadığı belirtilmişse de, gerçekte istemde bulunan ve davaya katılanın Kültür ve Turizm Bakanlığı olması karşısında, öncelikle sözü geçen Bakanlığın davaya katılma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.
Herhangi bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için, Ceza Yargılaması Yasasının davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen koşulun gerçekleşmesi, başka deyişle suçtan zarar görmüş bulunması veya herhangi bir yasada, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel biçimde düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasasının davaya katılmayı düzenleyen 29. maddesine göre, kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla görevli olanların bu Yasa kapsamına giren suçlara ilişkin tutanaklar ve soruşturma belgelerini bir müzekkere ile Cumhuriyet Savcılığına vermeleri üzerine ilgili gümrük idareleri katılan sıfatını kazanacaklardır. Yine 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Yasanın 4/son maddesine göre, Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın veya görevlendireceği mercilerin Cumhuriyet savcılığına yazılı müracaatta bulunmasıyla anılan Bakanlık katılan sıfatını kazanacaktır. Özel yasa hükümleri gereğince davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi hallerde, bunların ayrıca suçtan zarar görmüş olup olmadıklarını araştırmaya gerek bulunmamaktadır.
Hemen belirtelim ki, 1618 sayılı Yasada izin almaksızın seyahat acentalığı faaliyeti yürütme suçuna ilişkin ceza davalarına Kültür ve Turizm Bakanlığının katılabileceğine dair özel bir hükme yer verilmemiştir. O halde, anılan Bakanlığın katılma isteminin genel hükümlere göre sonuca bağlanması zorunludur. Gerek yargılama sırasında yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 365., gerekse denetim tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5271 sayılı CYY’nın 237. maddelerinde ise, suçtan zarar gören gerçek veya tüzel kişilerin davaya katılabilecekleri belirtilmektedir. Öte yandan, Ceza Genel Kurulu’nun 24.12.1965 gün ve 58-55 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, katılma talebinin kabulüne esas teşkil edecek zarardan maksat, suçtan doğrudan doğruya meydana gelen veya gelmesi umulan zarardır. Dolaylı olarak meydana gelebilecek zararlar nedeniyle davaya katılma mümkün değildir.
Kültür ve Turizm Bakanlığının 1618 sayılı Yasada öngörülen çeşitli yetki ve görevleri mevcuttur. Örneğin; Yasanın 2. maddesine göre işletme belgesi verme, 6. maddeye göre şube açma izni verme, 9. maddeye göre sınav yapma, 11. maddeye göre acente açılacak yeri ve konumunu denetleme, 12. maddeye göre teminat alma, 18. maddeye göre acentelerin bir önceki yıla ait çalışma raporlarını denetleme ve 24. maddeye göre de seyahat acentaları ile Seyahat Acentaları Birliğini genel olarak denetleme yetkisi bunlar arasında sayılabilir. Ancak, Bakanlığın salt bu sayılan yetki ve görevlere sahip olması, izinsiz seyahat acenteliği faaliyetinde bulunma suçundan doğrudan zarar gördüğü anlamına gelmez. Yine, bu suçla korunan hukuki yarar kamu gelirlerinin korunması olmadığı için, izinsiz acentelik faaliyetleri nedeniyle kamunun bazı harçları almaktan yoksun kalması keyfiyeti de dolaylı zarar niteliğindedir. Dolaylı zarar ise, davaya katılma hakkı vermez. Aksinin kabulü, düzenleme ve denetim yetkilerine sahip tüzel kişilerin kendi yetki alanlarına giren hususlardaki ihlaller nedeniyle açılan tüm kamu davalarına katılabilecekleri sonucunu doğuracaktır ki, bu durumda örneğin silah taşıma izni vermeye yetkili İçişleri Bakanı veya yetkilendirdiği Valilerin, izinsiz silah taşıma suçlarına ilişkin kamu davalarına veya yerel yönetimlerden izin alınması gereken her türlü faaliyetin izinsiz yapılmasından kaynaklanan suçlara ilişkin kamu davalarına belediyelerin katılabileceklerini kabul etmek gerekir. Oysa yasa koyucunun muradı bu olmadığı gibi, özel hukuk tüzel kişilerine oranla kamu tüzel kişilerine davaya katılma konusunda farklı ölçütler getiren böyle bir uygulama sistemle de çelişecektir. Kaldı ki, ceza yargılama hukuku sistemimizde Cumhuriyet savcıları kamu adına hareket ederek soruşturma işlemlerini gerçekleştirmekte, kamu davası açmakta, ayrıksı durumlar dışında kovuşturma sırasında hazır bulunmakta, karar ve hükümlere karşı kamu adına yasa yoluna başvurabilmektedirler. Bu nedenle, kamu tüzel kişilerinin düzenleme ve denetim yetkilerinin kapsamına giren ve ilgili tüzel kişiyi dolaylı biçimde zarara uğratan herhangi bir ihlale ilişkin olarak açılan kamu davasına katılmalarının pratik bir faydası da bulunmamaktadır. Ayrıca, bu ikincil faaliyetler sözü edilen kurumların asli görevlerini yerine getirmeleri bakımından ciddi bir işgücü kaybı ve külfet oluşturmaktadır.
Öte yandan Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz yazısında, 1618 sayılı Yasanın 29. ve 30. maddelerinde belirtilen hallerde yasak olarak seyahat acenteliği faaliyetlerinde bulunanlar hakkında açılan kamu davalarına TÜRSAB’ın katılabildiği belirtilerek, bu uygulamanın Kültür ve Turizm Bakanlığı bakımından da emsal alınması gerektiği ileri sürülmüşse de, bu uygulamanın, sözü edilen Birliğin 1618 sayılı Yasanın 34. ve Seyahat Acentaları Birliği Yönetmeliğinin davaya katılmayı Birliğin görevi olarak saptayan 4. maddesine dayandığı, başka deyişle bu düzenlemelerle Birliğe yasal anlamda özel bir müdahale olanağı sağlandığı gözden kaçırılmamalıdır.
Bu itibarla, 1618 sayılı Yasada öngörülen suçlardan doğrudan zarar görmeyen ve bu suçları takip görevi bulunmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının, bu suçlarla ilgili davaya katılma hak ve yetkisinin bulunmadığı, yerel mahkemenin yanılgılı uygulamaya dayalı katılma kararının da hükmü temyize hak vermeyeceği cihetle, temyiz isteminin Özel Dairece reddedilmiş bulunması isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve bir kısım Kurul Üyesi ise; 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Yasasının 1, 6, 24, 27, 30 ve 32. maddeleriyle seyahat acentaları üzerinde ve faaliyet konularıyla ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanlığına tanınan yetkinin nitelik ve kapsamına ve keza 18.01.1943 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4363 sayılı Yasanın 2, 18 ve 19. maddesi hükümlerine binaen Kültür ve Turizm Bakanlığının doğrudan irtibatlı olan ve eylemden doğrudan zarar gören hükmi şahsiyet sıfatıyla 1618 sayılı Yasada öngörülen suçlara ilişkin kamu davalarına katılma hak ve yetkisinin bulunduğunu belirterek itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.01.2007 günlü birinci müzakerede gerekli oyçoğunluğuna ulaşılamaması nedeniyle, 06.02.2007 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hoş geldiniz. Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.