İş Hukuku

TCK MADDE 159 DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL

Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

TCK MADDE 159’UN GEREKÇESİ

Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla hileye başvurmuş olması hâlinde de, dolandırıcılık suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Ancak, madde metninde, kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacı, dolandırıcılık suçunun temel şekline göre daha az cezayı gerektiren bir neden olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, bu nedenle soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun şikâyetine bağlanmıştır.

TCK MADDE 159 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/1683
Karar : 2019/4893
Karar Tarihi : 23/10/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … …. tarafından, davalı … aleyhine 27/02/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 28/06/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı; davalı ile arasında boşanma davasının devam ettiğini, davalının bu süreçte kendisine iftirada bulunduğunu, hamile kaldığı müşterek çocuğu bilerek düşürdüğünü iddia ederek savcılığa suç duyrusunda bulunduğunu, bu suçlama nedeniyle hakkında kamu davası açıldığını, ancak yapılan yargılama sonucunda beraat ettiğini, yaşanan süreçte çok büyük üzüntü duyduğunu, psikolojisinin bozulduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davaya cevap dilekçesi vermemiştir.
Mahkemece, davacının, ceza davasında sanık olarak yargılandığı, yapılan yargılama sonucunda beraat ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine
bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya kapsamından; davalının şikayeti üzerine davacı hakkında gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu rıza ile düşürtme suçundan kamu davası açıldığı, … 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/12/2014 gün ve 2014/236 E. – 2014/816 K. sayılı ilamıyla beraat kararı verildiği anlaşılmıştır.
Bu haliyle, davacının eylemi ile ilgili olarak iddianame düzenlendiği ve ceza davası açıldığı yapılan yargılama neticesinde beraatine karar verildiği anlaşılmakla yeterli emarenin bulunduğu, davalının, davacıya yönelik şikayetinin, hak arama özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmakla istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2017/3036
Karar : 2019/931
Karar Tarihi : 24.09.2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İş Mahkemesi

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tokat İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.04.2015 tarihli ve 2005/1263 E., 2015/216 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 21.11.2016 tarihli ve 2015/24789 E., 2016/19763 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı İdare vekili, davalıların görevli olduğu dönemlerde yol çalışması için alınan asfalt malzemelerinin tesliminde, ambar ve giriş çıkışında malzemenin miktarında usulsüzlük sebebiyle müfettiş raporlarından da anlaşılacağı üzere sorumlulukları tespit edildiğini, davalılardan bazılarına anılan miktarları idareye ödemeleri hususunda tebligat yapıldığını ancak hiçbirinin ödeme yapmadığını, davalılar hakkında Savcılık hazırlık tahkikatının devam ettiğini, müfettiş raporlarında belirtildiği üzere davalıların sorumlu oldukları yıllara ait usulsüzlük sebebi ile sorumluluklarındaki malzeme cinsi miktarı ve rayiç bedeli üzerinden müştereken ve müteselsilen tahsili için alacak davası açma zarureti doğduğunu belirterek davacı idarenin uğradığı zararın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar … ve bir kısım davalılar vekili, davalıların büyük bölümünün memur olduğunu, davacının da işverenleri olmadığını, işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığı, iş ilişkisi olmaması nedeniyle mahkemenin görevli olmadığı, alacağın zamanaşımına uğradığını, müfettiş raporunun hukuki ve maddi gerçekleri ifade etmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalılar … ve … vekili ise zamanaşımı savunmasında bulunarak 1995 yılından bugüne kadar Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü döneminde de birçok kez müfettiş raporu tanzim edildiğini ancak dava açılmadığını, davalıların Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2003/107 E-2004/64 K sayılı dosyasında da görüleceği üzere sorumluluklarını doğuracak en ufak bir delil bulunmadığını, davalıların kendilerine verilen emir ve talimatlar doğrultusunda iş yaptıklarını, asfalt malzemelerinin alımı veya kullanımı konusunda nihai yetkili ve görevli şahıs olmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında davalıların kusurlu eylemleri nedeniyle davacı … İdaresinin zarara uğrayıp uğramadığı noktasında uyuşmazlık söz konusudur.
Öncelikle dava dilekçesinde ve duruşma zabıtlarından tanzim edildiği belirtilen 8-10 klasör davacı kurum müfettişi rapor ve eklerinin dosyasında olmadığı görülmüştür.
Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.11.2014 tarih ve 2013/163 E-2014/313 K sayılı 2003/696 E/Cumhuriyet Savcılığı kararı ile davacı kurumda işçi olarak çalışan davalılardan … ve … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmaları yönünde açılan davada rüşvet almak suçundan hapis cezası ile cezalandırıldıkları ve bu kararın davacı Kurum tarafından temyiz edildiğine dair temyiz dilekçesi sunulduğu anlaşılmıştır. Ancak kurum müfettişinin 8-10 klasör olduğu belirtilen inceleme rapor ve ekleri ile Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2013/163 E-2014/313 K sayılı kararının sonucuna dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığı görülmüştür.
Hal böyle olunca mahkemece, öncelikle kurum müfettişi raporu ve eklerinin tamamı getirtilmeli, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 06.11.2014 tarih 2013/163 E. 2014/313 K. 2003/696 Cumhuriyet Savcılığı Esas nolu kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı, kesinleşmemiş ise sonucu beklenilmeli, kararın kesinleşmesi halinde dosya aslı ya da onaylı örneği bu dosya arasına alınarak dosyadaki tüm delillerle birlikte konusunda uzman bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak davalıların kusur durumları ayrı ayrı belirlenerek, kurum müfettişince tespit edilen usulsüzlüklerin davalılar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği davalıların kusurlu eylemleri nedeniyle dava konusu yapılan kurum zararının oluşup oluşmadığı üzerinde titizlikle durulmalı ve çıkacak sonuca göre karar verilmelidir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle davacı kurum vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz nedenleri yerinde olup eksik incelemeye dayalı karar bozulmalıdır. …”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçinin haksız fiilinden kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Davacı İdare vekili, yapılan usulsüzlük nedeniyle malzeme cinsi, miktarı ve rayiç bedeline göre belirlenen davalıların sorumlu olduğu toplam ürün bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, müvekkillerinden memur olarak görev yapanların olduğunu, davacı ile müvekkilleri arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığından iş mahkemesinin görevli olmadığını, davacının dava açma hak ve yetkisinin bulunmaması sebebiyle davanın taraf sıfatı yokluğundan reddi gerektiğini, zamanaşımı def’inde bulunduklarını, davacının ileri sürdüğü bilirkişi raporunun haksız ve yersiz olduğunu, zarar şartının kanıtlanmadığını, müvekkillerinin sorumluluğunu gerektirecek davranışlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalılar … ve … vekili, 1995 yılından bugüne kadar birçok kez müfettiş raporu hazırlandığını ancak dava açılmadığını, bu bakımdan devir tarihinin öğrenme tarihi olarak kabul edilmesinin doğru olmadığını, müvekkillerinin aynı konuda yargılandığını ve beraat ettiğini, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/107 E., 2004/64 K. sayılı kararı incelendiğinde müvekkillerinin sorumluluğunu doğuracak bir delil bulunmadığının anlaşılacağını, kendilerine verilen emir doğrultusunda iş yaptıklarını, dava konusu asfalt malzemelerinin alımı veya kullanımı konusunda yetkili ve görevli olmadıklarını, vasıfsız işçi olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu ile ilgili olan Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/354 E. sayılı dosyasında bulunan 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporunda kamu zararının bulunmadığının belirtildiği, yine aynı konuda olan Tokat Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1309 E., 2013/1187 K. sayılı kararının temyiz incelemesinde olduğu, hâkim UYAP ekranından Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/9 E. sayılı dosyasında bulunan mahkeme kararı ve bozma ilamlarının incelenmesi ile davalılar … ve … hakkında rüşvet almak suçu dışında diğer isnat edilen suçlar yönünden kararın kesinleştiğinin anlaşıldığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2013/4629 E., 2013/4577 K. sayılı ilamında davalılar … ve … açısından “rüşvet almak suçlarından mahkûmiyetlerine karar vermek gerektiği gözetilmeden” ibaresi yer almış ise de, olay konusu zararın ve eylemin Kırşehir, Kalecik ve Çorum’da olduğundan bu davalılar yönünden Tokat İl Özel İdaresi tüzel kişiliğinin bulunmadığı, davacı … nezdinde tazmin edilecek somut bir zararın belirlenemediği, usul ekonomisi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi gereği Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi kararının kesinleşmesini beklemenin adil yargılanma hakkının ihlali niteliği taşıyacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece, dava konusu ile ilgili olan Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/354 E. sayılı dosyasında bulunan 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporunda kamu zararının bulunmadığının belirtildiği, yine aynı konuda Tokat Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1309 E., 2013/1187 K. sayılı kararının temyiz incelemesinde olduğu, hâkim tarafından UYAP ekranından Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/9 E. sayılı dosyasında bulunan mahkeme kararı ve bozma ilamlarının incelenmesi ile davalılar … ve … hakkında rüşvet almak suçu dışında diğer isnat edilen suçlar yönünden kararın kesinleştiğinin anlaşıldığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2013/4629 E., 2013/4577 K. sayılı ilamında davalılar … ve … açısından “rüşvet almak suçlarından mahkûmiyetlerine karar vermek gerektiği gözetilmeden” ibaresi yer alması nedeniyle … ve … yönünden kesinleşme şerhi olmasa da ceza davasında bozma sonrası suçun sabit olması bakımından kararın kesinleştiği şeklinde değerlendirildiği, her ne kadar dava konusu tazminat talebi bakımından ceza davası gözetildiğinde kusurlu davranış belirlenmiş ise de olay konusu zararın ve eylemin Kırşehir, Kalecik ve Çorum’ da olduğu, bu davalılar yönünden Tokat İl Özel İdaresi tüzel kişiliğinin bulunmadığı, davacı … nezdinde dosya içeriğinde bulunan ve usulüne uygun olduğu görülerek incelenen Sayıştay denetçileri tarafından hazırlanan raporlar, diğer bilirkişi raporları ile aynı olay nedeniyle açılmış ve kesinleşmiş yargı kararları incelenerek yeterli kanaatin oluşması sebebiyle yeniden dosyanın bilirkişiye gönderilmesi kararının usul ekonomisi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlali niteliği taşıyacağı kanaatine varıldığı, tüm dosya içeriği sonucu davalıların ceza dosyalarında yer alan deliller ve kararlar sonucu kusurlarıyla zarara sebebiyet vermiş oldukları görülse dahi bu kusurlu davranışları sonucunda Tokat İl Özel İdaresi nezdinde somut bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davalılar hakkında kesinleşmiş bir karar bulunup bulunmadığının araştırılmasına gerek bulunup bulunmadığı, isnat edilen eylemlerin davalılar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve bu eylemler nedeniyle davacının zarar görüp görmediği hususunda mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı, bu yönlerde bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere işçinin özen borcu, iş görme borcunun içerisinde yer alan ve onu tamamlayan bir yükümlülüktür. İş Kanunu’na aykırılığın sonuçları bu kanunda düzenlenmiş iken işçinin özen borcu, sadakat borcu gibi borçlarına ilişkin aynı Kanunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerine yer verilmesi gerekecektir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) işçinin göstermekle yükümlü olduğu özenin derecesi ve sorumluluğuna 396’ncı maddede yer verilmiştir. İş görme borcunun ihlali, borcun ya hiç ifa edilmemesi ya da kötü (özensiz) ifa edilmesi hâllerinde ortaya çıkmaktadır. İş görme borcunun özensiz şekilde yerine getirilmesi durumunda işçi tarafından yerine getirilen edimin, sözleşmeye uygun bir ifa olduğundan bahsedilemez.
TBK’nın 396’ncı maddesinin birinci fıkrasında işçinin yüklendiği işi özenle yapmak zorunda olduğu belirtildikten sonra işçinin zararı tazmin sorumluluğuna ise Kanun’un 400’üncü maddesinde yer verilmiştir. Madde “İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur”. hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi hükümde her ne kadar işçinin kusuruyla verdiği her zarardan sorumlu tutulacağı belirtilmişse de, ikinci fıkrada sorumluluğunun sınırlandırılmasına ilişkin esaslar yer almaktadır. İşçinin iş görme borcunu yerine getirirken özenli davranması gerektiği ve özen borcunun ihlali durumunda işçinin sorumluluğuna ilişkin ölçütler mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda öngörülmüş olan ölçütlerden ve düzenlemelerden farklı değildir.
Tazminata konu olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunun mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 321’inci maddesinde de;
“İşçi taahhüt ettiği şeyi ihtimam ile ifaya mecburdur.
Kasıt veya ihmal ve dikkatsizlik ile iş sahibine iras ettiği zarardan mesuldür. İşçiye terettüp eden ihtimamın derecesi akte göre tayin olunur ve işçinin o iş için muktazi olup iş sahibinin malumu olan veya olması icabeden malumatı derecesi ve mesleki vukufu kezalik istidat ve evsafı gözetebilir.” düzenlemesini içermektedir. Uygulama ve doktrinde de, işverenin yönetim hakkı çerçevesinde, işçinin işverene verdiği zararı tazmin edebileceği kabul edilmiştir. İşçinin verdiği zararın tazmini için ise öncelikle bir zarar meydana gelmeli ve uğranılan zarar işçinin kusurundan kaynaklanmalıdır. Yani işçi verdiği zarara kasıtlı bir hareketle sebep olmasa dahi en azından kusurunun bulunmasının gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; davacı İdare, davalıların görevli olduğu dönemde yol çalışması için alınan malzemelerin tesliminde ve ambar giriş-çıkışlarında malzeme miktarında usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle tarafların belirledikleri zarar miktarının ödenmesini talep etmiştir.
Diğer taraftan, davalı vekili tarafından sunulan 05.06.2003 tarihli teknik raporda, 1995-2000 yılları arasında Tokat İl Müdürlüğünce yaptırılan nakil işlerinde İl Müdürlüğünün asfalt şantiyesine gelen tankerlerin boş ve dolu tartımlarının yapılmadığı ve ürün talep fişlerinde rafineriden alınan ürünün tonajının doğruluğu belirlenemediğinden tüm yolların ölçümü tespit edilerek hesaplama yapıldığı belirtilmiştir.
Bununla birlikte, dosya kapsamında bulunan 27.11.2004 tarihli müfettiş soruşturma raporu ile davalıların davaya konu eylemleri nedeniyle davacı idarenin zararına sebep olmalarından ötürü mali ve cezai sorumluluklarının bulunduğu bildirilmiştir.
Ayrıca, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/543 E. sayılı dosyasında bulunan 25.05.2006 tarihli bilirkişi raporunda, yıllar itibariyle nakliyeyi yapan şirketlere İl Müdürlüğü şantiyesine getirilen asfalt bitümlerinin dolu ve boş tartımları yapılmadan malzeme ve nakliye bedellerinin ödendiği, 2011 ve 2012 yıllarında ise az sayıda aracın dolu ve boş tartımlarının yapılmasına rağmen net değerlerde görülen fazla veya eksik miktarların asfalt bedeli ile nakliye ödemelerinde dikkate alınmadığı, asfalt muayenesi ölçü ve tartı tutanaklarının düzenlenmediği ya da düzenlenmiş ise şeklen tanzim edildiği, ambar kartlarının tutulmadığı, akaryakıt sayım heyetlerince asfalt şantiyesi sayımlarının yapılmadığı, ambar mevcutlarının belirlenemediği, nakliyeyi yapan yüklenicilerle asfalt bölümünün bir kısmının teslim edilmediği belirtilmiştir.
İlaveten aynı konuya ilişkin Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.05.2012 tarihli 2005/354 E., 2012/149 K. sayılı kararı ile inşaat mühendisi ve emekli Sayıştay denetçisinin hazırladığı 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporunda, 05.06.2003 tarihli teknik raporda değinildiği şekilde asfalta uygulanan bitüm miktarının belirlenebilmesinin imkânsız olduğu, önceki yıllara ilişkin yapılan asfalt yollarda kullanılan bitüm değerleri belirlenemediğinden genelgeyle önerilen ve İl Müdürlüğünün birinci keşfi sırasında belirlenen değerin esas alınması gerektiğinin belirtildiği, ceza mahkemesinde kamunun zararı olmaması nedeniyle suçun unsurları oluşmadığından beraat kararı verildiği, davacı tarafın davalıların zarara sebep olacak davranışlarını ve somut zararı ispatlayamadığı, dava konusu miktar nazara alındığında yapılan işte kullanılan asfaltın çok daha fazla olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yine, Tokat Sulh Hukuk Mahkemesinin 10.09.2013 tarihli 2005/1309 E., 2013/1187 K. sayılı kararı ile dava konusunun Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.05.2012 tarihli 2005/354 E., 2012/149 K. sayılı kararıyla aynı olup Mahkeme tarafından bilirkişi raporu, müfettiş raporu ve deliller birlikte değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiş, davalıların eylemleri ile davacının zarara uğradığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, her iki karar da Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır.
Öte yandan Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 06.11.2014 tarihli 2013/163 E., 2014/313 K. sayılı kararı ile davalılar … ve … hakkında rüşvet almak suçundan ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis cezası verildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13.07.2017 tarihli 2017/277 E., 2017/3160 K. sayılı kararı ile … ve …’a isnat olunan rüşvet alma suçunun zamanaşımına uğraması nedeniyle mahkeme kararının bozulmasına, bu hususun yeniden yargılamayı gerektirmemesi sebebiyle davanın düşmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde, 05.06.2003 tarihli teknik rapor ile Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/543 E. sayılı dosyasında bulunan 25.05.2006 tarihli bilirkişi raporu ve Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.05.2012 tarihli 2005/354 E. sayılı dosyasında bulunan 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporu arasında çelişkiler bulunduğu anlaşılmıştır.
Diğer taraftan, 27.11.2004 tarihli müfettiş soruşturma raporunda kusur ve zarar kişi bazında belirlenerek mali ve cezai sorumluluklar tespit edilmiştir.
Hâl böyle olunca, uzman bilirkişi kurulundan dosya kapsamında bulunan müfettiş raporu ile tüm delilleri ayrıntılı şekilde irdeleyen ve 05.06.2003 tarihli teknik rapor ile Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/543 E. sayılı dosyasında bulunan 25.05.2006 tarihli bilirkişi raporu ve Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.05.2012 tarihli 2005/354 E. sayılı dosyasında bulunan 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporu arasındaki çelişkileri gideren rapor alınmak suretiyle her bir davalı için kusur durumu ayrı ayrı belirlenmeli, kusurlu davranış ile davacı Kurum zararına sebebiyet verilip verilmediği tespit edilmelidir.
Öyle ise, mahkeme tarafından eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır.
Hâl böyle olunca, Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş nedenlerle direnme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ile BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.09.2019 gününde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hoş geldiniz. Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.