Ceza Hukuku

TCK MADDE 129 HAKSIZ FİİL NEDENİYLE VEYA KARŞILIKLI HAKARET

1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

TCK MADDE 129’UN GEREKÇESİ

Madde metninde, hakaret suçundan dolayı cezanın kaldırılması ve azaltılması bakımından üç ayrı duruma ilişkin hüküm bulunmaktadır.
Birinci fıkraya göre, mağdur kendi haksız hareketleriyle hakarete neden olmuş ise, haksız hareketinin ağırlığını göz önüne almak suretiyle hâkim, failin cezasını azaltabileceği gibi gerektiğinde tümüyle kaldırabilecektir.
İkinci fıkraya göre, kişi kendisine karşı işlenen kasten yaralama suçuna tepki olarak işlediği hakaret suçu dolayısıyla cezalandırılamayacaktır.
Üçüncü fıkraya göre, karşılıklı hakaret hâllerinde hâkim, hangisinin neden olduğunu göz önünde bulundurarak taraflardan her ikisi veya birisi hakkında verilecek cezada indirim yapabileceği gibi, ceza vermekten tamamen sarfınazar da edilebilir.

TCK MADDE 129 HAKSIZ FİİL NEDENİYLE VEYA KARŞILIKLI HAKARET YARGITAY KARARLARI

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/1124
Karar : 2019/4200
Karar Tarihi : 26/09/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 10/11/2015 gününde verilen dilekçe ile hakaret nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 11/07/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, hakaret nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının kendisine mesaj yolu ile hakaret ettiğini, olayla ilgili olarak ceza dosyası ile yargılamasının yapıldığını, davalının hakaret suçu nedeni ile ceza aldığını, bu eylemler nedeni ile derin bir üzüntü yaşadığını belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/113 esas sayılı dosyası ile sabit olduğu üzere davacıya kısa mesaj yolu ile dört ayrı mesajla hakaret ettiği, davalının sarfettiği sözlerin haksız fiil niteliğinde olduğu, manevi tazminat koşullarının oluştuğu, haksız fiilin karşılıklı olduğu ve tahrik koşulunun gerçekleştiği nedeni ile davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK m. 58. (818 sayılı Kanunun 49. maddesi) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Davaya konu olayda; olay tarihi, olayın gelişim şekli, kullanılan ifadeler nazara alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarı azdır. Davacı yararına daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay

  1. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/1346
Karar : 2019/4162
Karar Tarihi : 25/09/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 26/01/2016 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 31/05/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız eylem nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili; davalı tarafından davacıya hakaret edildiğini, bu olay nedeniyle … 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda davalının adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiğini ve davalının bu eylemi nedeniyle manevi zarara uğradığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, ceza mahkemesinde verilen para cezasının bağlayıcı olmadığı ve temyiz yolu kapalı olduğu kesin olarak verilmesi nedeniyle davalının, davacıya yönelik hakaret eylemini gerçekleştirmediği gerekçesiyle manevi tazminat şartlarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi) uyarınca hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de hem ilmi, hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hâkimini bağlayacağı kabul edilmektedir.
… 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/76 esas ve 2015/565 karar sayılı dosyasının incelenmesinde; davalının hakaret suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda; Ceza Mahkemesinin, maddi vakıanın (haksız fiilin) sanık (davalı) tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin tespiti ve sonucunda verdiği kesin mahkûmiyet hükmü, taraflarca temyiz edilmeksizin kesin olsa da hukuk hâkimini bağlar. (TBK 74) Bu itibarla mahkemece, davacı yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yersiz gerekçeyle istemin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/09/2019 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Muhalefet şerhinde; davalının, söylediği sözlerden dolayı davacının kişilik haklarının zedelendiğinden bahisle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği düşüncesine neden katılmadığımı açıklamaya çalışacağım.

A-İfade Özgürlüğü Yönünden Değerlendirme
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM: Handyside/Birleşik Krallık, B.No: 5493/72, 7/12/1976, par.49; Von Hannover/Almanya (No:2 ), B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, par.101 ); (AYM:…, B.No: 2014/4548, 5/12/2017, par.18; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018, par.28).
Öte yandan; Anayasa’nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa’nın 26. maddesi gereğince ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM;…, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, par.43). Bu anlamda, mahkemenin dayandığı gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı bakımından denetlenmesi gerekir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM;…., B. No: 2012/1272, 4/12/2013, par.114).
Somut olayda, taraflar arasında geçmişe dayalı anlaşmazlık bulunduğu, aralarında ceza ve hukuk davalarının görüldüğü, olay günü davalının, davacının cep telefonuna, “…bu kadar pislik bir yere kadar gizlenebilirdi, … o kadar rezil işlere bulaşmışsın ki, facebook’ta o kadar dini ve İslami içerikli paylaşımlar yaparak kendini temize çıkartmaya çalışsan da içinde bulunduğun toplum bir gün gerçekleri öğrenecekti…” şeklinde (ceza yargılamasındaki sübuta göre) kısa mesaj göndermek suretiyle hakaret ettiğinden bahisle kesin nitelikte adli para cezası ile cezalandırıldığı, eldeki davanın ise buna istinaden açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu ifadelerin kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyecek eleştiri ve değer yargısı (rezil sıfatı muhatap için değil, onun davranış ve yaptığı işler kastedilerek söylenmiştir) niteliğinde ve davacının kendisine yönelik aynı ton ve ağırlıktaki sözlerine cevap olarak söylenmiş rahatsız edici sözler olduğu açıktır. Ancak, somut olayın özellikleri ile birlikte tarafların geçmişteki karşılıklı birbirlerine yönelik sözleri, sözlerin söylendiği bağlam göz önüne alındığında aşağılama kastından çok eleştirme amaçlı olduğu anlaşıldığından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.

B-TBK’nın 74. Maddesi Yönünden Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi; zarar verenin kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hususlarında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ayrıca ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı değildir. Aynı hükümde ayrıca, kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin ceza mahkemesi kararlarının da hukuk hâkimini bağlamayacağını öngörülmektedir.
İlk derece mahkemesi; davalının, hakaret suçundan … 3. Asliye Ceza Mahkemesince yargılanıp kesin nitelikte adli para cezasına mahkûm edildiğinden bahisle söz konusu eylem nedeniyle davalı aleyhine manevi tazminata hükmetmiştir.
İfade özgürlüğünün niteliği gereği, ceza yargılamasında eylemin suç olduğu kabul edilse dahi görmekte olduğu somut davada hukuk hâkimi, bağımsız olarak davaya konu edilen sözleri değerlendirerek bir sonuca varmalıdır. Aksi takdirde ceza yargılamasında varılan sonucun benimsenmesi hâlinde ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki adil dengeyi sağlama konusunda hukuk hâkiminin hiçbir inisiyatifi kalmayacaktır.
Nitekim doktrinde, TBK’nın 74. maddesinin haksız fiil unsurlarından yalnızca kusurdan söz etmesinin diğer unsurlar bakımından hukuk hâkiminin ceza hâkiminin kararlarıyla bağlı olduğu sonucuna varılamayacağı, maddede sadece kusur unsurundan söz edilmesinin örnek niteliğinde olduğu, hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin mahkûmiyet ve beraat kararları ile bağlı olmaksızın haksız fiilin tüm unsurlarını yeniden inceleyebileceği, ancak hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin kararından ayrılmak istediğinde bunun gerekçelerini göstermek zorunda olduğu benimsenen görüşler de mevcuttur (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Baskı, İstanbul, 2006, s.792).
Ayrıca şu hususu belirtmek gerekir ki kanun koyucu, esasen ceza ve hukuk yargılaması sonucu verilen kararların bağlayıcılığı üzerine çok keskin bir çizgi çizmemiştir. Hukuk hâkiminin ceza yargılamasında verilen kesin nitelikteki sonuçla bağlı olmasının esas amacı hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Aynı eyleme aynı hukuk düzeni içerisinde iki farklı sonuç bağlanması hukuk güvenliğini zedeler. Ancak hukuk ve ceza yargılamalarının
ulaşmak istedikleri sonuç aynı olmadığı gibi iki yargı kolunun vardığı sonuçları, verdikleri kararların konuları ve tarafları aynı olmadığı için aynı etkiyi doğurması düşünülemez. Gerçekten ceza yargılamasının amacı suçun işlenip işlenmediğini, işlenmiş ise verilecek cezanın belirlenmesini ceza hukukunun kendi prensipleri içerisinde yürütülmesini gerekli kılar. Hâlbuki tazminat hukuku özelinde hukuk yargılaması farklı değerlendirmelerle sonuca ulaşır. Hukuk yargılamasında hukuka aykırı eylem belirlenir. Bu eylemin zarara neden olup olmadığı, olmuş ise davalının kusurunun bulunup bulunmadığı ya da kusura bakılmaksızın sorumlu olup olmadığı, zarar ile kusur arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonuca ulaşılır. Dolayısıyla hukuk ve ceza yargılamalarının aynı ilkelere tabi tutarak aynı sonuca ulaşmaları beklenmemelidir.
TBK’nın 74. maddesi esasında hukuk hâkiminin bağımsızlığı prensibini ortaya koymaktadır. Buna göre hukuk hâkimi kararını verirken bağımsızdır ve ceza yargılaması sonucundan serbest hareket etmelidir. Bu prensip hâkimin takdir yetkisinin sonucu olup sınırsız da değildir. Gerçekten maddi hakikate ulaşmayı prensip edinen ceza yargılamasında, olayın sübutuna ilişkin varılan kanaat ile suçun işlendiği yönündeki kesinleşmiş kanı, hukuk hâkimini kesin delil veya kesin hüküm nedeniyle bağlayacaktır. Bunun aksini kabul etmek hukuka güveni zedeler.
Diğer yandan belirtmeliyim ki; somut olayda söylenen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalmasına rağmen TBK’nın 74. maddesinin zorunlu sonucu olarak, ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının, hukuk hâkimini bağlayacağı prensibi ile verilen tazminata ilişkin kararlar aleyhine bireysel başvuru yoluyla AYM veya AİHM’e taşınması hâlinde, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılabilecek ve bu durum yeniden yargılama sebebi sayılabilecektir. Çünkü Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), TBK’nın ilgili hükmünden üstün nitelikte bir norm olarak karşımıza çıkmaktadır. Anılan Anayasa hükmü uyarınca AYM ve AİHM’nin temel hak ve özgürlüklere ilişkin yorum ve uygulamaları tüm yargı mercilerini bağlayıcı niteliktedir. Bu durumda hukuk hâkimi tarafından TBK’nın 74. maddesi gereğince kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti nedeniyle zorunlu olarak karar verildiği artık savunulamaz. Şu hâlde hukuk hâkimi, esasen ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını tespit ettiği bir olayda, ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının bağlayıcılığını esas alarak tazminata hükmettiğinde, ifade özgürlüğünü değerlendirme dışı bırakmak suretiyle hukuka aykırı davranmış olacaktır.
Sonuç itibarıyla, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek sözler nedeniyle davacı lehine manevi tazminata hükmedilmemesi gerekirken, ceza mahkemesinin kesin nitelikteki mahkûmiyet kararının hukuk hâkimini bağlayacağı ve eylemlerin suç teşkil ettiği gerekçesiyle davalı aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı niteliktedir. Davacının kişilik haklarının haksız saldırıya uğradığı yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz.