Ceza Hukuku

KASTEN ÖLDÜRME SUÇU VE KASTEN ADAM ÖLDÜRME SUÇUNA YARDIM ETME

YARGITAY
CEZA GENEL KURULU

Esas : 2017/1-894
Karar : 2018/60
Karar Tarihi : 27.2.2018

• KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNA YARDIM ETME ( Sanığın Silahını Kavga Sırasında Belinden Çıkartıp Eline Alarak İnceleme Dışı Sanığın Yanında Yer Almak ve Kavgada Karşı Tarafta Yer Alan Kişilerin Savunmasını Zaafa Uğratmak Suretiyle Kasten Öldürme Suçlarının İşlenişi Sırasında Yardımda Bulunup İcrasını Kolaylaştırdığı ve Üzerine Atılı Suçların Sabit Olduğu )
• MAHKEME KARARLARININ GEREKÇELİ OLACAĞI ( Maktul Çocuğa Yönelik Eylem Sebebiyle T.C.K.’nun 39. Md. Uygulanırken Yasal ve Yeterli Gerekçe Gösterilmeden Sadece “Takdiren” Denilmek Suretiyle Cezanın Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Tayin Edilmesinin İsabetsiz Olduğu – Kasten Öldürme Suçuna Yardım Etme )
• YARDIM ETME ( Kasten Öldürme Suçu – Sanığın Silahını Kavga Sırasında Belinden Çıkartıp Eline Alarak İnceleme Dışı Sanığın Yanında Yer Almak ve Kavgada Karşı Tarafta Yer Alan Kişilerin Savunmasını Zaafa Uğratmak Suretiyle Kasten Öldürme Suçlarının İşlenişi Sırasında Yardımda Bulunup İcrasını Kolaylaştırdığı ve Üzerine Atılı Suçların Sabit Olduğunun Gözetileceği )
• 6136 SAYILI KANUNA MUHALEFET SUÇU ( Silahın Ele Geçirilememesi Sebebiyle Sağlam ve Atışa Elverişli Olup Olmadığı 6136 S. Kanun Kapsamında Yasak Niteliği Haiz Bulunup Bulunmadığının Belirlenememesi Karşısında Sanığın Üzerine Atılı Suçu İşlediğine Dair Her Türlü Şüpheden Uzak Kesin ve İnandırıcı Delil Bulunmadığı )
5237/m.39/2,40,82/1-e
6136/m.13/1

ÖZET : Dava; Kasten öldürme suçuna yardım, 6136 sayılı kanuna muhalefet ve maktul çocuğa yönelik eylemi sebebiyle TCK’nun 39. maddesinin uygulanması sırasında “takdiren” denilmek suretiyle cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayininin yerinde olup olmadığına ilişkindir. Sanığın kendi ailesiyle aralarında husumet bulunan aile arasında çıkan kavgaya eline geçirdiği sopa ile yakın bir yerden koşarak gelip katıldıktan sonra, ele geçirilemeyen ancak korkutucu ve caydırıcı nitelikte olduğu hususunda tereddüt bulunmayan silahını da kavga sırasında belinden çıkartıp eline alarak inceleme dışı sanığın yanında yer almak ve kavgada karşı tarafta yer alan kişilerin savunmasını zaafa uğratmak suretiyle kasten öldürme suçlarının işlenişi sırasında yardımda bulunup icrasını kolaylaştırdığı ve üzerine atılı suçların sabit olduğu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde anlaşılmıştır. Maktul çocuğa yönelik eylem sebebiyle TCK’nun 39. maddesi uygulanırken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden sadece “takdiren” denilmek suretiyle cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi isabetsizdir.
Sanığın kavga esnasında üzerinde bulunan tabancayı çıkarıp eline aldığı hususunda tereddüt bulunmayan olayda; yapılan aramalara rağmen tabancanın ele geçirilememesi, olay yerinde bulunan boş kovanlar ile maktullerin vücudundan çıkartılan mermi çekirdeklerinin inceleme dışı sanığın suçta kullandığı silahtan atıldığına dair ekspertiz raporları, aramada ele geçirilen 16 adet 7,65 mm çapındaki merminin inceleme dışı sanığa ait minibüsün torpido gözünde bulunması, silahın ele geçirilememesi sebebiyle sağlam ve atışa elverişli olup olmadığı, 6136 Sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz bulunup bulunmadığının belirlenememesi karşısında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı kabul edilmelidir.
DAVA : Kasten öldürme suçuna yardım ve 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanık …’in, maktuller Hülya ve …’i kasten öldürme suçundan TCK’nun 81/1, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; maktuller Orhan, Murat ve …’i kasten öldürme suçundan beraatine; 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan, aynı Kanunun 13/1, TCK’nun 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba dair Yozgat Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.01.2007 gün ve 100-28 sayılı, kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararları yönünden resen temyize tabi hükümlerin, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.05.2008 gün ve 8780-4014 sayı ile;
“Müdahil ve maktullerin yer aldığı … ailesi ile sanıkların yer aldığı ailesi arasında arazi anlaşmazlığı bulunduğu, … ailesinden katılan …’nin bu konuda şikâyet dilekçesi vermesi üzerine, olay günü jandarmanın araziye incelemede bulunmak için geldiği, bu duruma kızan ailesinin, … ailesinin bulunduğu yere gelip kavga başlattığı, bu sırada sanık Alpaslan’ın tabancası ile ayrı ayrı hedef alarak beş maktulü de öldürdüğü, kardeşi sanık …’ın da yanında yer alarak ona yardımda bulunduğu olayda;
Sanık …’ın, kardeşi Alpaslan’ın maktulleri öldürme eyleminin icrası sırasında ona yardımda bulunup icrasını kolaylaştırdığından, maktuller Orhan, Hülya, İsmail ve Murat’a yönelik eylemlerinden ( dört kez ) TCK’nun 81, 39/1-2-c ve 62. maddeleri, maktul …’e yönelik eyleminden TCK’nun 82/1-e, 39/1-2-c ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine yazılı şekilde hükümler kurulması,
6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükme ilişkin, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanun’un 562. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nun 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Sanık … hakkında maktul …’i öldürme suçundan kurulan hükümde; suç tarihinde maktulün onsekiz yaşından küçük olduğu, sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nun 6/1-b maddesi göndermesiyle 82/1-e maddesi esas alınarak hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi” nedenlerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan yerel mahkemece 10.09.2008 gün ve 136-152 sayı ile; sanığın maktuller Murat, Orhan, Hülya ve …’e yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan TCK’nun 81/1, 39/2-c ve 62/1. maddeleri uyarınca dört kez 8 yıl 4 ay hapis; maktul çocuk …’e yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan TCK’nun 82/1-e, 39/2-c ve 62/1. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis; 6136 Sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK’nun 62/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına; tüm suçlar yönünden TCK’nun 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Maktul çocuk …’e yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden resen temyiz tabi olan bu hükümlerin, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.11.2010 gün ve 1483-7265 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.04.2017 gün ve 20511 sayı ile;
“Sanık …’ta bulunduğu iddia edilen tabancanın ele geçirilememiş olması, dolayısı ile atışa elverişli olup olmadığı hususunda kriminal inceleme yaptırılamamış olması, olay yerinde sanık …’dan ele geçirilen tabanca ile atıldığı tespit edilen kovanlardan başka kovan bulunamaması, maktullerin cesetlerinde sanık …’ın ateşlediği kabul edilen 9 mm çapındaki tabancaya ait mermi çekirdeklerinden başka bir mermi çekirdeği ele geçirilememiş olması, mahkemenin gerekçeli kararının aksine Ferhat’ın kardeşi olan Bilal’in 02.02.2006 tarihli savcılık ifadesinde olay yerinde Ferhat’ta tabanca bulunduğuna dair beyanda bulunmadığının görülmesi karşısında; sanık …’ın 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı ve yeterli görülmeyen gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmiş olmasının,
Sanık …’ın kavga mahalline sonradan tek başına gelerek maktulleri tabanca ile öldürdüğü kabul edildiğine göre, önceden kavganın içinde bulunan sanık …’ın Alpaslan’ın maktulleri öldüreceğini bildiğine dair bir delil bulunmaması, Ferhat’ın olay esnasındaki hangi fiil veya fiillerinin Alparslan’ın öldürme fiillerine yardım niteliğinde olduğunun gerekçeli kararda belirtilmemesi ve gerekçeleri ile tartışılmaması, önceden kavganın içinde bulunuyor olmasının tek başına olay yerine sonradan gelen Alparslan’ın öldürme eylemlerine yardım etme olarak kabul edilemeyecek olması karşısında; sanık …’ın üzerine atılı bulunan kasten öldürmeye yardım suçlarından beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı ve yeterli görülmeyen gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.05.2017 gün ve 1216-1677 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
KARAR : Sanık … hakkında kasten öldürme suçuna yardım, 6136 Sayılı Kanuna aykırılık ve kasten yaralama suçlarından verilen beraat kararları; sanık … hakkında kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve 6136 Sayılı Kanuna aykırılık, sanık … hakkında kasten yaralama suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında kasten öldürme suçuna yardım ve 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- ) Sanık hakkında tüm maktullere yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükümlerinde gösterilen gerekçenin yeterli ve atılı suçların sabit olup olmadığının,
2- ) Gerekçenin yeterli ve atılı suçların sabit olduğuna karar verilmesi hâlinde, lehine itiraz yoluna başvurulan sanık hakkında, maktul çocuk …’e yönelik eylemi sebebiyle TCK’nun 39. maddesinin uygulanması sırasında “takdiren” denilmek suretiyle cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayininin yerinde olup olmadığının,
3- ) 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçunun sübut bulup bulmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
01.02.2006 tarihli olay yeri inceleme raporunda; Yozgat ili, Akdağmadeni ilçesi, Evci köyünde kasten öldürme olayının meydana geldiğinin öğrenilmesi üzerine olay yerine gelindiğinde, inceleme dışı sanık …’in, saat 12.30 sıralarında aralarında arazi anlaşmazlığı bulunan …, …, …, … ve …’i kendisine ait ruhsatsız tabanca ile vurarak yaraladığı, yaralıların Akdağmadeni Devlet Hastanesine götürülürken yolda öldükleri, olay yerinin karla kaplı olduğu, Bedriye Pekmez’e ait evin batı istikametindeki yıkık duvar önünde yoğun bir kan birikintisinin olduğu, bu kan birikintisinin çevresinde 2 adet 66 cm uzunluğunda sopa ile olayda kullanılan tabancaya ait olduğu değerlendirilen 4 adet 9 mm çapında MKE yapımı boş kovanın ele geçirildiği, inceleme dışı sanık …’ın suçta kullandığı silahı görevlilere teslim ettiği, 9 mm çapında olan tabancanın emniyetinin kapalı olduğu, şarjöründe 2 adet mermi bulunduğu, fişek haznesinin boş olduğu, tozlama ile yapılan araştırmada parmak izine rastlanılmadığı, ertesi gün devam eden incelemelerde 1 adet 100 cm uzunluğunda ve üzerinde kan lekesi bulunan sopanın ele geçirildiğinin belirtildiği,
01.02.2006 tarihli kolluk tutanaklarında; olayın meydana geldiği gün ihbar üzerine saat 13.30 sıralarında inceleme dışı sanık …’in evine gidildiği, inceleme dışı sanıklar … ve Alparslan’ın aynı odada yakalandıkları, sehpa üzerinde sanık …’ın suçta kullandığını söylediği silahın görüldüğü, 9 mm çaplı, Tarıq marka, 7+1 mermi kapasiteli tabancanın şarjörünün takılı olduğu, sanık …’ın; silahın kendisine ait olduğunu, kaç mermi kaldığını bilmediğini, olay sırasında şarjör değiştirmediğini, mermiler bittikten sonra şarjöre mermi bastığını beyan ettiği, inceleme dışı sanık …’in minibüsünde yapılan aramada, aracın torpido gözünde 16 adet 7,65 mm çapında mermi ele geçirildiği bilgilerine yer verildiği,
02.02.2006 tarihli kolluk tutanağında; nezarethaneye konulan inceleme dışı sanık …’in ceketinin astarında 9 mm çapında mermi çekirdeği bulunduğunun bildirildiği,
01.02.2006 tarihinde yapılan otopsi işlemleri esnasında maktuller Orhan ve …’in vücutlarında tespit edilen birer adet mermi çekirdeğinin muhafaza altına alındığı,
12.02.2006 tarihli kolluk tutanağında; olayın meydana geldiği yerin 15 metre yukarısında gübre yığını üzerinde bir adet boş kovan bulunduğunun ifade edildiği,
09.02.2006 ve 21.02.2006 tarihli ekspertiz raporlarında; ele geçirilen 5 adet boş kovan ile 3 adet mermi çekirdeğinin, suçta kullanılan Tarıq marka yarı otomatik tabanca ile atıldığına dair görüşe yer verildiği,
17.02.2006 tarihli ekspertiz raporunda; maktuller ile sanıklara ait svap ve bant numunelerinde atış artıklarına rastlanılmadığı, maktuller İsmail ve …’in yakın atış, maktul …’ın ise uzak atış mesafesinden isabet aldıklarının bildirildiği,
01.02.2006 tarihli adli muayene raporlarında; inceleme dışı sanık …’in sol bacak baldır ön orta nahiyede 2×2 cm ebadında sıyrık, burun üzerinde 1’er cm uzunluğunda bir cm aralıklı 2 adet sıyrık olduğunun, yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun, sanık … ile inceleme dışı sanık …’da herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği,
01.02.2006 tarihli geçici adli muayene raporunda; katılan …’in baş kısmında oksipital parietal bölgede yaklaşık 7 cm uzunluğunda kenarları düzensiz kesi ve aynı bölgede 5-6 cm büyüklüğünde hematom bulunduğunun, Sivas Devlet Hastanesinden alınan 15.02.2006 tarihli kesin raporda ise; katılan …’nin yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun mütalaa edildiği,
13.04.2006 tarihli oturumda; mahkeme heyeti tarafından, katılan …’in sol kol bileğinde eskiye dayalı belirgin ısırık izi görüldüğünün duruşma tutanağına geçirildiği,
01.02.2006 tarihli otopsi tutanaklarında; maktul …’in burun ve ağız bölgesinde kurumuş kan lekesi, oksipital parietal bölgede ön arka konumlu 4×1 cm ebadında saçlı deride kesi olduğu, bu kesinin küt travmayla oluştuğu ve hayati tehlikeye neden olmayacağı, burun üzerinde sıyrık görüldüğü, göğüs bölgesi sol meme başı 5 cm alt kısmında meme başının hizasında 7×7 mm ebadında muhtemel kurşun giriş deliği olduğu, sol 11. kosta üzerinde vücuda giren mermi çekirdeği sebebiyle kırık oluştuğu, akciğerlerin parçalanmış kollabe olduğu, vücuda giren mermi çekirdeğinin karın boşluğunda trajesine devam ederek oblik bir açı ile sağ arka son ve bir önceki kostayı skapula apeksi hizasında dışa doğru parçaladığı ve mermi çekirdeğinin buradan çıktığı; maktul …’in göğüs bölgesinde 4 ve 5. kosta arasında ön aksiller hattan girmiş kurşun deliğine uyan tatuajlı 7×7 mm ebadında delik olduğu, sol üst ve alt akciğer lobunun kalbin apeksini, sağ akciğer orta lobunu parçalamış ve sağda 5 ve 6. kosta aralığından orta aksiller hattan çıkmış mermi deliği olduğu, mermi çıkış yerinden itibaren sağ kol humerus 1/3 alt hizasında aksiller yüze bakan tarafa humerusa saplanmış ve röntgen filmlerinde de görünen bir adet mermi çekirdeği bulunduğu; maktul …’in burun üst bölgesinde yüzeysel sıyrık, göğüs bölgesinde sol toraks aksiller çizgi hizası koltuk altından yaklaşık 15 cm aşağısında sol akciğer orta kısmında 7×7 mm ebadında tatuajlı delik olduğu, mermi çekirdeğinin kalbin apeksini delerek sağ akciğer orta lobunda, siternumun yaklaşık 2 cm sağından göğüsten çıkarak sağ kol humerus orta kısım hizasından kas dokusuna girerek kol arka kısmın cilt altında kaldığı; her üç maktulün de ateşli silah yaralanmasına bağlı göğüs kafesi ve karın boşluğu içerisinde oluşan abondan kanama ve akciğerlerde ani büzülme sonucu öldüğü bilgilerine yer verildiği,
01.02.2006 tarihli adli muayene tutanaklarında; maktul …’in sağ omuz ön kısım eklem bölgesinde 1×2 cm ebadında muhtemel kurşun giriş deliği olduğunun, merminin 1. interkostal aralıktan sağ akciğer apeksinden girip sırt sol tarafa doğru yatay devam ettiğinin ve pulmoner arteri kalbin apeksini delerek sol arka koltuk altı çizgisinin yaklaşık 6 cm gerisinden çıktığının, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı dolaşım ve solunum durmasından kaynaklandığının; maktul …’in göğüs bölgesinde sol memenin 5-6 cm altında 1×2 cm ebadında mermi giriş deliği olduğunun, 6. interkostal aralıkta giriş deliğinin devam ettiğinin, karnın sol tarafından sol akciğeri tahrip edip sağ akciğere doğru yol alıp sağ diyaframa ve karaciğere zarar verip tahrip ettiğinin, mermi çekirdeğinin sağ kosta ve vertebral çizginin 2-3 cm üstünden çıktığının, ölümün sağ diyafram ve karaciğerin parçalı yaralanmasına bağlı solunum ve dolaşım durması sebebiyle meydana geldiğinin belirtildiği,
İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 11.08.2006 tarihli raporunda; maktullerin göğüs bölgelerinde tarif edilen ateşli silah yaralarının oluşturdukları bildirilen harabiyete göre her birinin öldürücü nitelikte olduklarının, ancak ateşli silah kurşunlarının vücudu terk ettiği olgularda ateşli silah yaralarının çapları ile trajelerine istinaden atışların yapıldığı silahların çap ve tiplerinin tayin edilemeyeceği tıbben bilindiğinden, kişilerin göğüs bölgelerinde tarif edilen ve tek başlarına ölüm meydana getirir nitelikte bulunan ateşli silah yaralarını oluşturan silah ya da silahların tip ve çaplarının tayin edilemeyeceğinin; kişiler her an yer ve pozisyon değiştirebileceğinden ateşli silah kurşununun vücuttaki giriş çıkış delikleri ile izlediği yola istinaden atışın yapıldığı yer ve yönün tıbben bilinemeyeceğinin, bu sebeple sorulduğu üzere …’e ateş eden kişinin konumunun belirlenemeyeceğinin mütalaa olunduğu,
Akdağmadeni Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/10 soruşturma sayılı dosyasına dair 20.02.2006 tarihinde düzenlenen dosya inceleme tutanağına göre; katılan …’in 04.01.2006 tarihli dilekçesiyle, 60-70 seneden beri ekip biçtikleri tarlalarını Evci köyü muhtarı …’in zapt ve tasarruf ettiğinden bahisle şikâyette bulunduğu, İlçe Jandarma Komutanlığı personeli tarafından tahkikat yapılmak üzere Evci köyüne gidildiği, ihtilaf konusu arazinin yaklaşık 25 cm kalınlığında karla kaplı olması sebebiyle ekili olup olmadığının tespit edilemediği, katılan … ve ailesinin kullandığı tarlalar ile muhtar …’in kullandığı tarlaların sınırda bitişik olduğu, ancak arazilerin tapusuz oldukları, köy azalarının söz konusu arazilerin hazineye ait olduğunu ifade ettikleri,
İl Jandarma Komutanlığının 08.03.2006 tarihli yazısında; inceleme dışı sanık … adına kayıtlı olan Kırıkkale marka 7,65 mm çaplı tabancaya ait bulundurma ruhsatının 13.03.2002 tarihinde iptal edilerek tabancanın müsadere edildiğinin, sanık … ve inceleme dışı sanık … adına ruhsatlı silah kaydı bulunmadığının bildirildiği,
İl Jandarma Komutanlığının 20.03.2006 tarihli yazısında; 01.02.2006-01.03.2006 tarihleri arasında usulüne uygun olarak bir ay süreyle yapılan telefon dinleme ve teknik takip sonucunda herhangi bir delile veya suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan … hastane polisince alınan ifadesinde; olay günü saat 12.00-12.30 sıralarında köy muhtarı olan inceleme dışı sanık … ile ismini bilmediği çocukları, amca çocukları ve dünürleri olmak üzere yaklaşık 15 kişinin minibüsle evlerinin önüne geldiklerini, bağırmaları üzerine evden dışarı çıktıklarını, muhtar ve yanındakilerin dışarı çıkan herkese rastgele ateş etmeye başladıklarını, muhtar …’in elindeki tabancayla eşi Murat ve oğlu Orhan’a ateş ettiğini, olaylar sırasında sanık …’ta bulunan silahı kavrayarak eline geçirdiğini, bunun üzerine sanık …’ın, kendisine saldırarak elini ısırıp silahı geri aldığını, sanığın, oğulları İsmail ve …’e ateş ederek onları yaraladığını, kafasına da sert bir cisimle vurulduğunu ancak kimin vurduğunu göremediğini,
Mahkemede; sanıkların üçünde de silah olduğunu, sanık …’ın tabanca ile oğlu …’e ateş ettiğini, sanık …’in de oğlu İsmail’e ateş ettiğini, diğer çocuklarını ve eşini de sanıkların vurduklarını, inceleme dışı sanık … silahla ateş ederken sanık …’ın çocuklarıyla boğuştuğunu, sanık …’ın belinde silah gördüğünü; ifadeleri arasındaki çelişki üzerine sorulduğunda ise, olayda dört tabanca gördüğünü, sanıkların hepsinin ateş ettiğini ve çocuklarını vurduklarını,
Katılan … aşamalarda; kavga sırasında köyde olmadığını, önceden yaptığı şikâyet üzerine olay günü köye gelen jandarma görevlileriyle birlikte olduğunu, geri döndüğünde her şeyin olup bitmiş olduğunu,
İnceleme dışı olayın katılanı … kollukta; inceleme dışı sanık …’ın belinden çıkardığı tabanca ile etrafa ateş etmeye başladığını, sanık …’ın elinde tabanca olduğunu, ancak ateş edip etmediğini görmediğini,
Savcılık ve mahkemede bu ifadesinden farklı olarak; hem inceleme dışı sanık …’ın hem de sanık …’ın ellerindeki tabancalarla … ailesinin fertlerine ateş ettiklerini kesin ve net bir şekilde gördüğünü, ancak hangi maktulü kimin vurduğunu görmediğini, jandarmada ifadesi alınırken sanık …’ın silahıyla ateş ettiğini söylediğini, ancak bu hususun tutanağa yanlış yazıldığını, kesinlikle sanık …’ı ateş ederken gördüğünü, kavganın ortasında olduğunu, yanılmış olamayacağını,
Tanık … aşamalarda; korktuğu için kavga yerine gitmediğini, olayları evden izlediğini, muhtarın oğulları olan sanıklar Ferhat ve Alparslan’da tabanca gördüğünü, ikisinin de maktullere ateş ettiklerini,
Tanık … aşamalarda; katılan …’nin imam nikâhlı eşi olduğunu, ailesiyle aralarında tarla meselesinden kaynaklı husumet bulunduğunu, olay günü ailesi fertleri ile dünürlerinin evlerinin önüne geldiklerini, sanıklar Ferhat, Alparslan ve …’de tabanca gördüğünü, sanık …’ın silahla maktul …’a ateş ettiğini, onu korumaya çalışan maktul …’ya da sanık …’ın ateş ettiğini,
Tanık … kollukta; maktul …’ın yeğeni olduğunu, olay günü yengesi olan katılan …’nin, kavga olduğunu söylemesi üzerine olay yerine gittiğini, ortalığı yatıştırmaya çalışırken silah sesleri duyduğunu, kimin kime ateş ettiğini görmediğini,
Savcılıkta bu ifadesinden farklı olarak; ilk önce sanık …’ı tutmaya çalıştığını, bu esnada kimsede silah olmadığını, yukarıdan gelmekte olan inceleme dışı sanık …’ın elinde silah olduğunu fark ettiğini, bunun üzerine sanık …’ı bırakıp Alparslan’a doğru yürüdüğünü, bu sırada katılan …’nin “… vuruldu” diye bağırdığını, maktul …’i kucaklamak için gittiğinde maktul …’ın da vurulduğunu fark ettiğini, Alparslan’ın durmadan ateş ettiğini, diğer maktullerin de vurulduklarını, olayın başından sonuna kadar Alparslan haricinde kimsede silah görmediğini,
Mahkemede ise; inceleme dışı sanık …’ın elinde, sanık …’ın ise belinde silah gördüğünü,
Tanık … kollukta; gürültüler üzerine evden çıkıp olay yerine gittiğinde muhtar … ve çocukları ile dünürlerinin … ailesinin evinin önünden dağılmakta olduklarını, beş kişiyi yerde yaralı hâlde gördüğünü,
Savcılık ve mahkemede farklı olarak; eşi Duran’ın yengesi olan katılan …’nin seslenmesi üzerine eşiyle birlikte kavga yerine gittiğini, ilk önce eşi Duran’ın, sanık …’ın elinde bulunan sopayı almaya çalıştığını, maktul …’ın da inceleme dışı sanık …’ın elindeki sopayı almaya çalıştığını, Alparslan’ın maktul …’a gücü yetmeyince belinden tabanca çıkardığını ve maktul …’a ateş ettiğini, maktul …’ı kucaklamaya çalışan maktul …’nın da fark edemediği bir yerden gelen kurşunla sırtından vurulduğunu, olaylar sırasında sanık …’ın da elinde tabanca olduğunu, katılan …’nin, sanık …’ın elindeki tabancayı kaptığını, ancak sanık …’ın, katılan …’nin elini ısırarak silahını geri aldığını, görebildiği kadarıyla maktul …’yı sanık …’ın vurduğunu, sanık …’ın sadece maktul …’nın vurulması sırasında silahla ateş ettiğini, Alparslan’ın ise sürekli silahla ateş ettiğini,
Tanık … aşamalarda; kavgada sadece inceleme dışı sanık …’ın elinde tabanca gördüğünü, silahını çekerek … ailesine peş peşe ateş etmeye başladığını, olay yerinde muhtar …’in çocuklarından sadece sanık …’ı fark ettiğini, sanık … ile katılan …’nin herhangi bir boğuşmasını görmediğini,
Tanık … aşamalarda; maktul …’ın kardeşi, sanık …’ın ise damadı olduğunu, olayın çok kısa sürdüğünü, inceleme dışı sanık …’dan başka silah kullanan olmadığını, başka kimsenin elinde de silah bulunmadığını,
Tanıklar Aydın ve … aşamalarda; olay sırasında inceleme dışı sanık …’ın tabancayla peş peşe ateş ederek maktulleri vurduğunu, sanık …’ın beş kişi vurulduktan sonra olay yerine geldiğini ve kavgaya hiç karışmadığını,
Tanık … aşamalarda; olay yerine yakın yerde top oynarken birkaç el silah sesi duyduğunu, hemen koşarak olay yerine gittiğini, bu esnada birkaç el daha silah sesi geldiğini, … ailesinden bazı kişilerin yerde yaralı vaziyette yattıklarını, inceleme dışı sanık …’ın elinde silah gördüğünü, olay yerinde sanık …’ı da gördüğünü ancak elinde tabanca veya benzeri bir şey görmediğini,
Tanık … aşamalarda; olay yerine yakın bir yerde bulunduğunu, silah sesi duyması üzerine köy meydanına doğru gittiğini, … ailesinden beş kişinin yerde yaralı olarak yattıklarını gördüğünü, inceleme dışı sanık …’ın elinde siyah renkli silah gördüğünü, başka kimsede silah görmediğini, inceleme dışı sanık …’in de orada olduğunu, sanık …’ı olay yerinde görmediğini,
Tanık … savcılıkta şüpheli sıfatıyla; köy meydanında … ailesinin babasını araya alıp dövdüklerini görmesi üzerine eve gidip ağabeylerine haber verdiğini, sanık … ve diğer ağabeyi Osman’ın ellerinde sopalarla köy meydanına doğru gittiklerini, arkalarından inceleme dışı sanık …’ın gittiğini, giderken de tabancasını beline soktuğunu, evden çıkarlarken sadece inceleme dışı sanık …’da silah gördüğünü, sanık …’ın da 7,65 mm’lik küçük bir tabancasının olduğunu, babası olan inceleme dışı sanık …’in ise sanık …’ınkine benzer büyüklükte bir silahının olduğunu, ancak olaylar sırasında tabancalarının yanlarında olup olmadığını bilmediğini,
Mahkemede; evden önce arabayla babası …’in çıktığını, arkasından ağabeyi olan inceleme dışı sanık …’ın çıktığını, sanık …’ın ise ne zaman gittiğini bilmediğini, sanık …’ın tabancası olmadığını, savcılıktaki ifadesinde iki kişinin kendisini tehdit etmesi sebebiyle o şekilde beyanda bulunduğunu,
İfade etmişlerdir.
İnceleme dışı sanık … aşamalarda; katılan …’nin kendisini şikâyet etmesi sebebiyle olay günü köye gelen jandarma görevlilerince ifadesinin alınması üzerine avukatıyla görüşmek için minibüsüyle yola çıktığını, köyün içinde giderken … ailesinin kendilerine ait evin yakınında yol kenarında toplanmış hâlde durduklarını gördüğünü, içlerinden Orhan ile …’in kendisine el kol hareketi yaptıklarını görmezden geldiğini ancak Orhan ve …’in babaları olan …’in, aracının önüne geçmesi üzerine durduğunu, araçtan inmediğini, kendisine hakaret ettiklerini, bunun üzerine araçla 15-20 metre ileride bulunan dünürü tanık …’ın yanına gittiğini, …’in arkasından gelip tekrar kapıya asılarak araçtan inmesini söylediğini, …’in oğullarının da kendisine hakaret ettiklerini, araçtan inince 20-30 metre geriye gittiklerini, burada …’in sanki belinde silah varmış gibi ceketinin düğmesini açıp elini beline doğru götürdüğünü, ancak silah görmediğini, Murat ve …’in kendisine yumrukla vurduklarını, İsmail ve …’in de kollarından tuttuklarını, yere düştüğünü ve kendinden geçtiğini, birilerinin koluna girip kaldırmaya çalıştığı sırada Orhan ile …’in yerde yattıklarını gördüğünü, silah sesleri duyduğunu, dönüp baktığından oğlu olan inceleme dışı sanık …’ın elinde silah gördüğünü, “Dur yapma” dediğini ancak sonrasını hatırlamadığını, aracında ele geçirilen mermilerin kendisine ait olmadığını, oğlu olan sanık …’ın olay yerinde olup olmadığını hatırlamadığını,
İnceleme dışı sanık … aşamalarda; babası olan inceleme dışı sanık …’in ilçe merkezine gitmek üzere aracıyla evden çıktıktan kısa bir süre sonra bağrışma sesleri duyduğunu, hemen seslerin geldiği yere doğru gittiğini, üzerinde kendisine ait ruhsatsız 9 mm çaplı tabancasının bulunduğunu, babası …’in yerde karlar içinde yattığını ve üzerine de 5-6 kişinin çullanmış olduklarını gördüğünü, yanlarına yaklaşırken uyarı amaçlı havaya bir el ateş ettiğini, silah sesini duyunca … hariç diğerlerinin açıldığını, …’in elinde tabanca gördüğünü, ancak kendisine doğrultmadığını, Orhan’ın kendisine yaklaşması üzerine hedef gözetmeksizin silahını doğrultarak bir el ateş ettiğini, Orhan yere düşünce bu sefer …’in üzerine doğru geldiğini, “Gelme, yaklaşma” demesine rağmen üzerine gelmeye devam eden …’e de bir el ateş ettiğini, sağa doğru dönüp İsmail ve …’e de birer el ateş ettiğini, tekrar arkasını döndüğünde babası … ile boğuşmaya devam etmekte olan …’e de bir el ateş ettiğini, maktulleri kendisinin öldürdüğünü, diğer sanıklarda silah olmadığını, kardeşi olan sanık …’ın olay yerine sonradan gelmiş olabileceğini, bunu fark etmediğini,
Sanık … aşamalarda; olay günü evlerinin 50 metre yakınlarında bulunan ahırda hayvanlarına yem verirken bağrışma sesleri duyması üzerine dışarı çıktığını, arkasından silah sesi duyunca kardeşi Osman ile birlikte olay yerine koştuklarını, gittiklerinde babası … ile kardeşi Alparslan’ı gördüğünü, babası …’in yüzünden kan gelmekte olduğunu, yerde ise dört beş kişinin yatmakta olduğunu, ancak kim olduklarına dikkat etmediğini, daha sonra ağabeyi olan inceleme dışı sanık …’ın, … ailesinden olan maktulleri silahla vurduğunu öğrendiğini, kavgaya karışmadığını, olay yerine gittiğinde her şeyin olup bitmiş olduğunu, vücudunda darp veya cebir izinin bulunmadığını, kimseye ateş etmediğini, silahının da olmadığını, suçlamayı kabul etmediğini,
Savunmuşlardır.
Yerel mahkemece; “Sanık …’ın olay yerinde olup kavgaya katıldığı sabittir. Ancak sanık …’ta silah olduğu ve ateş ettiğine dair dosya kapsamında şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delile ulaşılamamıştır. Zira Ferhat’ta silah olduğu ve ateş ettiğini beyan eden tanıklar maktul tarafın akrabaları veya bir şekilde olaydan etkilenme ihtimali olan kişilerdir. Olay sonrası yapılan tespitlerde ele geçen tüm kovanlar bir tabancaya aittir ve o kadar kısa bir sürede sanık …’ta olduğu iddia olunan silahtan atıldığı ileri sürülen boş kovanların ayırt edilip toplanması hayatın olağan akışına da uygun değildir. Bu şüpheden sanığın yararlanacağı düşüncesiyle uyulan yüksek Yargıtay kararında da zikredildiği gibi, sanık …’ta silah olduğu ancak ateş etmediği kabul edilmiştir. Ancak sanık …, kavgada bulunmak yoluyla sanık …’a suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmış, bu şekilde yardımda bulunmuştur. Bu kabul itibarıyla sanık …’ın, sanık …’ın öldürme eylemlerine yardım ettiği yönünde heyet kanaati oluşmuştur” şeklindeki gerekçe ile; sanığın, inceleme dışı sanık Alpaslan’ın maktullere yönelik kasten öldürme suçuna yardım eden olarak katıldığı kabul edilerek mahkumiyetine hükmolunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
I- )Sanık hakkında tüm maktüllere yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükümlerinde gösterilen gerekçenin yeterli ve atılı suçların sabit olup olmadığı;
5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.
Kanunun 37. maddesindeki; ” ( 1 ) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
( 2 ) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır” şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- ) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- ) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır.
“Yardım etme” ise 5237 Sayılı TCK’nun 39. maddesinde; ” ( 1 ) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
( 2 ) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a- ) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b- ) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c- ) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak” şeklinde,
“Bağlılık kuralı”da aynı Kanunun 40. maddesinde; ” ( 1 ) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
( 2 ) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
( 3 ) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir” biçiminde,
Düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 Sayılı TCK’nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 Sayılı Kanun’un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK’nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- ) Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
a- ) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
b- ) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak,
Olarak sayılmış,
2- ) Manevi yardım ise;
a- ) Suç işlemeye teşvik etmek,
b- ) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
c- ) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
d- ) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek,
Şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılanlar ve maktullerin mensubu oldukları … ailesi ile sanıkların da aralarında yer aldığı ailesi arasında önceye dayalı arazi uyuşmazlığı sebebiyle husumet bulunduğu, katılan …’in, senelerdir kendi ailesi tarafından ekilip biçildiğini iddia ettiği tarlalarının, köy muhtarı olan inceleme dışı sanık … ve ailesi tarafından işgal edildiğine dair savcılığa şikâyette bulunması üzerine, olay günü jandarma görevlilerinin köye geldikleri ve inceleme yapıp sanık …’in ifadesini de aldıktan sonra köyden ayrıldıkları, bu duruma sinirlenen sanık … ve ailesi ile dünürlerinin, … ailesinin evlerinin önüne gittikleri, iki aile arasında çıkan kavgaya sanık …’ın da yakın bir yerden koşarak gelip katıldığı, sanık …’ın olay yerine gelirken elinde sopa bulunduğu, olaylar sırasında üzerinde bulunan ancak ele geçirilemeyen tabancasını da eline aldığı, sanığın ağabeyi olan inceleme dışı sanık …’ın ise olay yerine sanık …’ın hemen arkasından gelip tabancayla peş peşe beş el ateş ederek maktuller …, …, …, … ve …’i vurduğu, maktullerin ateşli silah yaralanması sonucu iç organ parçalanmasına bağlı dolaşım ve solunum durması sebebiyle öldükleri, sanık …’ın da katılan …’yi basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaraladığı ve sanıklar ile yakınlarının olay sonrası hep birlikte sanık …’in evine gittikleri olayda; katılan … ve inceleme dışı olayın katılanı Kadir ile tanıklar …, …., …. ve …’un aşamalardaki beyanları, sanığın kardeşi olan tanık Bilal’in savcılık aşamasındaki ifadesi ve bu anlatımlara uygun katılan … ile maktul …’ın vücutlarında meydana gelen yaralanmalar ile olay yeri tespit tutanağı, olay yeri krokisi, ekspertiz ve adli muayene raporları ile otopsi tutanakları birlikte değerlendirildiğinde, sanık … ile inceleme dışı sanık … arasında olay öncesinde maktullerin öldürülmesine dair ortaklaşa alınmış bir karar bulunmamakta ise de, sanık …’ın, ağabeyi olan diğer sanık …’ın maktullere silahla ateş etme eylemine taraftar olmadığını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylemediği ve bu yönde davranışta bulunmadığı gibi aksine kendi ailesiyle aralarında husumet bulunan … ailesi arasında çıkan kavgaya eline geçirdiği sopa ile yakın bir yerden koşarak gelip katıldıktan sonra, ele geçirilemeyen ancak korkutucu ve caydırıcı nitelikte olduğu hususunda tereddüt bulunmayan silahını da kavga sırasında belinden çıkartıp eline alarak inceleme dışı sanık …’ın yanında yer almak ve kavgada karşı tarafta yer alan kişilerin savunmasını zaafa uğratmak suretiyle kasten öldürme suçlarının işlenişi sırasında yardımda bulunup icrasını kolaylaştırdığı ve üzerine atılı suçların sabit olduğu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde anlaşılmış olup yerel mahkemece bu konuda gösterilen gerekçede dosya kapsamıyla uyumlu, denetime elverişli, yasal ve yeterlidir.
Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II- Sanık … hakkında, maktul çocuk …’e yönelik eylemi sebebiyle TCK’nun 39. maddesinin uygulanması sırasında “takdiren” denilmek suretiyle cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayininin yerinde olup olmadığı;
Sanığın işlenişine yardım ettiği sabit kabul edilen kasten öldürme suçu TCK’nun 81/1. maddesinde müebbet hapis; kasten çocuğu öldürme suçu ise aynı Kanunun 82/1-e maddesinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yaptırıma bağlanmış, TCK’nun 39/1. maddesinde de, “Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir…” şeklindeki hüküm ile öldürme suçlarına yardım etmenin yaptırımı belirlenmiştir.
Suçun işlenmesine yardım eden olarak katılan suç ortakları hakkında TCK’nun 39. maddesi uyarınca ceza tayin edilirken göz önüne alınması gereken husus, yapılan yardımın suçun işlenmesine katkısı ve bu katkının niteliğidir. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştiren faile, bu fiilini gerçekleştirmesi amacıyla yapılan yardımın boyutu her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve bunun sonucunda da TCK’nun 39/1. maddesi uyarınca ceza belirlenmelidir.
Uyuşmazlık konusu olayda ise yerel mahkemece, sanığın diğer dört maktule yönelik eylemi sebebiyle TCK’nun 39. maddesi uyarınca cezaları alt sınırdan 10’ar yıl, maktul çocuk …’e yönelik eylemi sebebiyle hüküm kurulurken aynı maddenin uygulanması sırasında ise cezası alt sınırdan uzaklaşılarak 18 yıl olarak belirlenmiştir.
Buna göre, sanık …’ın, maktul çocuk …’in öldürülmesi ile diğer dört maktulün öldürülmesi suçlarına katkısı ve yardımının boyutu arasında bir farklılık olduğu hususunda gerekçeli kararda herhangi bir değerlendirme yapılmaması, sanık …’ın, inceleme dışı sanık …’ın her bir öldürme olayına aynı yoğunluktaki kastı ve eylemleriyle yardımda bulunması, öldürülen kişinin çocuk olmasının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla müeyyide altına alınmış olması sebebiyle TCK’nun 39. maddesinin uygulanması sırasında aynı sebeple alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayininin mükerrer cezalandırmaya yol açacak olması ve diğer maktullere yönelik eylemlerden hüküm kurulurken alt sınırdan cezalandırılma yoluna gidilmesi hususları göz önüne alındığında, maktul çocuk …’e yönelik eylem sebebiyle TCK’nun 39. maddesi uygulanırken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden sadece “takdiren” denilmek suretiyle cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, maktul çocuk …’e yönelik eylem sebebiyle kurulan hüküm yönünden değişik gerekçeyle kabulüne, hükmün sanık hakkında TCK’nun 39/2. maddesinin uygulanması sırasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden sadece “takdiren” denilmek suretiyle alt sınırdan uzaklışılarak ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
III- Sanığa atılı 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçunun sabit olup olmadığı;
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna dair şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, davaya konu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın, kavga esnasında üzerinde bulunan tabancayı çıkarıp eline aldığı hususunda tereddüt bulunmayan olayda; yapılan aramalara rağmen tabancanın ele geçirilememesi, olay yerinde bulunan boş kovanlar ile maktullerin vücudundan çıkartılan mermi çekirdeklerinin inceleme dışı sanık …’ın suçta kullandığı silahtan atıldığına dair ekspertiz raporları, aramada ele geçirilen 16 adet 7,65 mm çapındaki merminin inceleme dışı sanık …’e ait minibüsün torpido gözünde bulunması, silahın ele geçirilememesi sebebiyle sağlam ve atışa elverişli olup olmadığı, 6136 Sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz bulunup bulunmadığının belirlenememesi karşısında, sanık …’ın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu nedenle, bu uyuşmazlık bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanık …’ın 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,
1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a- ) Sanık … hakkında tüm maktullere yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükümlerinde gösterilen gerekçenin yeterli ve atılı suçların sabit olup olmadığına dair birinci uyuşmazlık yönünden REDDİNE,
b- ) Sanık … hakkında maktul çocuk …’e yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükmüne dair ikinci uyuşmazlık yönünden değişik gerekçeyle KABULÜNE,
c- ) Sanık … hakkında, 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne dair üçüncü uyuşmazlık yönünden KABULÜNE,
2- ) Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 08.11.2010 gün ve 1483-7265 Sayılı onama kararının, sanık … hakkında, maktul çocuk …’e yönelik kasten öldürme suçuna yardım ve 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümler yönünden KALDIRILMASINA.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz.