Ceza Hukuku

Hagb kararının yasa yararına bozulması halinde denetim süresi ve uygulanacak tedbirin seçimi mahkemece yapılmalıdır

Rate this post

Yargıtay
2.Ceza Dairesi
Ceza Genel Kurulu

Esas : 2011/2-349
Karar : 2012/166
Karar Tarihi : 17.04.2012

Sanık H.A..’ın tehdit suçundan 5237 sayılı TCY’nın 106/1-2. cümle, 49 ve 62. maddeleri uyarınca 25 gün; hakaret suçundan ise, aynı Yasanın 125/1, 125/3-a-son, 125/4 ve 62. maddeleri uyarınca iki kez 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 231/8. maddesi uyarınca 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına, 231/8-c maddesi gereğince sanığın, 1 yıl içerisinde temin edeceği Güney İlçesi’nin toprak ve iklim yapısına uygun 50 adet ağaç fidanının dikim işinin ve bu ağaçların 1 yaşına kadar bakımının sağlanması için görevlendirilmesi yükümlüğüne tabi tutulmasına ilişkin, Güney Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2010 gün ve 40-45 sayılı hüküm itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Bu hükme karşı Adalet Bakanlığınca 20.04.2011 gün ve 20925 sayı ile; “Dosya kapsamına göre, benzer bir olay sebebiyle verilen Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 04.11.2009 tarihli ve 2009/39898-41370 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, ‘fidan diktirme’ mükellefiyetinin para sarfı ile yerine getirilebilecek maddi bir edim ihtiva ettiği, hâkim, ceza ve mükellefiyet tayininde takdir yetkisini haiz ise de, bu takdirini kanundaki ilkeler çerçevesinde kullanmak durumunda olduğu, işlenen suçla ilgisi olmayan, hükümlünün ıslahı amacına hizmet etmeyen ‘fidan diktirme’ mükellefiyetine hükmedilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmadığı” görüşüyle yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.09.2011 gün ve 24764-34234 sayı ile;
“Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (Güney) Sulh Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen, 30.09.2010 gün ve 2009/40, 2010/45 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca bozulmasına, hükümde yer alan, ‘bir yıl içinde sanık tarafından temin edilecek elli adet fidanın dikim işi ve bir yaşına kadar bakımının sağlanması için sanığın görevlendirilmesine’ ilişkin, denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüğün hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 8. fıkra (c) bendi uyarınca denetimli serbestlik tedbiri olarak, ‘takdiren bir yıl süreyle içkili yerlere gitmekten yasaklanmasına’, infazın bu tedbir üzerinden yapılmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen korunmasına” karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 17.10.2011 gün ve 188586 sayı ile;
“Mahkemenin 5271 sayılı CMK’nun 231/8-c maddesi gereğince denetimli serbestlik tedbiri olarak, 1 yıl süre içinde sanık tarafından temin edilecek Güney İlçesinin toprak ve iklim yapısına uygun 50 adet ağaç fidanının dikim işinin ve bu ağaçların 1 yaşına kadar bakımının sağlanması için sanığın görevlendirilmesine dair yükümlülüğü, sanığın ıslahı amacına hizmet etmemesi ve maddi bir külfet getirmesi nedeniyle hukuka aykırıdır. Bu itibarla kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden yerindedir. Özel Dairece yerel mahkeme kararının kanun yararına bozulmasından sonra 5271 sayılı CMK’nun 309/4-a maddesi gereğince müteakip işlemlerin mahalli mahkemesince yerine getirmesine karar vermesi gerekirken anılan kararın CMK nun 309/4-d bendi kapsamında görülerek yasaya aykırı yükümlülüğü kaldırıp, yerel mahkemenin görev ve yetki alanına giren bir konuda yeniden yükümlülük belirlemesi hukuka aykırıdır” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına, yasa yararına bozma isteminde ileri sürülen neden yerinde olduğundan yerel mahkeme kararının CYY’nın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yasa yararına bozulmasına, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi gereğince müteakip işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte hükmolunan denetimli serbestlik tedbirine ilişkin hukuka aykırı uygulamaların yasa yararına bozulması üzerine, Özel Dairece 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca mı, yoksa aynı fıkranın (a) bendi uyarınca mı işlem yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.
Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY’nda “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolu, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.
5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Buna göre bozma nedenleri;
5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verebilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle yasa yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
Aynı Yasa maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün yasa yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkeme tarafından yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, yasa yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
5271 sayılı CYY’nın 223. maddesinde hükümler “mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedil¬mesi, davanın reddi ve düşme kararları” olarak sayılmıştır. Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da yasayolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır.
5271 sayılı CYY’nın “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakıl¬ması” başlıklı 231. maddesinin 8. fıkrası;
“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek ve sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur” şeklinde düzenlenmiş olup, anılan fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi durumunda beş yıllık bir denetim süresi saptanıp, bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemece belirlenecek süreyle denetimli serbestlik tedbiri olarak fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen yükümlülüklerden birine karar verilebilecektir.
Yerine getirilmesine karar verilen yükümlülüğün hukuka aykırı olduğunun ileri sürülmesi halinde hükmü veren mahkeme tarafından tedbirin değiştirilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye, ne 5271 sayılı CYY’nda, ne de hükmolunan denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde yerine getirileceğini düzenleyen 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Yasasında yer verilmemiştir.
Ayrıca, infaz aşamasında alınabilecek kararları düzenleyen 5275 sayılı Yasanın “Mahkumiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama” başlığını taşıyan 98. maddesinde, hükmün bünyesine dahil bir husustaki hukuka aykırılığın infaz aşamasında alınacak bir karar ile de düzeltilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle hükmün bünyesine dahil olan bir husustaki hukuka aykırılık, ancak olağan veya olağanüstü yasa yollarına başvurulmasıyla giderilebilir.
Nitekim, ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 gün ve 70-159 sayılı kararında yer verildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek, gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak, yasa yararına bozma yasayolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı; 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ise 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmaması nedeniyle, 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamın¬daki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresi ile denetim süresi içerisinde uygulanacak denetimli serbestlik tedbirinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir.
Özetlemek gerekirse; kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığın çözümüne gelince;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesinde hükümler arasında sayılmaması, davanın esasını çözen bir hüküm olmaması, anılan Yasanın 309/4-d maddesinin uygulama alanının cezanın kaldırılması ve daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiren hallerle sınırlı olması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına bağlı olarak verilen denetimli serbestlik tedbirinin yasaya aykırı olması halinde yasa yararına bozma kararı sonrasında belirlenecek yasaya uygun denetimli serbestlik tedbirinin seçimi ve süresinin takdire ilişkin olması nedeniyle, bu belirlemenin sanığın şahsi ve sosyal durumunu gözlemleyen mahkemece yapılması gerekmektedir.
Bu itibarla; Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, yasa yararına bozma isteminin kabulüne, Yerel mahkeme kararının 5271 sayılı CYY’nın 309/3. maddesi uyarınca yasa yararına bozulmasına, aynı Yasanın 309/4-a maddesi uyarınca müteakip işlemlerin mahalli mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21.09.2011 gün ve 24764-34234 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanlığı’nın yasa yararına bozma isteminin kabulü ile Güney Sulh Ceza Mahkemesinin 30.09.2010 gün ve 40-45 sayılı kararının 5271 sayılı CYY’nın 309/3 maddesi uyarınca yasa yararına BOZULMASINA, CYY’nın 309/4-a maddesi uyarınca müteakip işlemlerin mahkemesince YERİNE GETİRİLMESİNE,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki tüm sorularınız için uygun bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz. Size konunun uzman avukatı destek verip yol haritanızı çizecektir.