İdare Hukuku

ARAZİ TOPLULAŞTIRMASI DAVA AÇMA SÜRESİ

GAZİANTEP BÖLGE İDARE MAHKEMESİ
2.İDARİ DAVA DAİRESİ

Esas : 2018/3556
Karar : 2019/276

İSTEMİN ÖZETİ : Davacının maliki olduğu Gaziantep İli, Oğuzeli İlçesi, Tılhalit Köyü (74 parsel eski) yeni 198 ada 5 parsel, 199 ada 2 parsel ve 194 ada 5 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu alanda yapılan arazi toplulaştırması işleminin iptali istemiyle açılan davada; Gaziantep 2. İdare Mahkemesince verilen 30/04/2018 gün ve E:2017/2097 , K:2018/529 sayılı “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15 inci maddesinin (1/b) bendi gereğince davanın süre aşımı yönünden reddine ” ilişkin kararın, davacı vekili tarafından; uyuşmazlığın mülkiyet hakkıyla ilgili olması, arazi toplulaştırmasının subjektif bir işlem olması anlamında ilanen tebliğin dava açma süresinin başlangıcına esas alınamayacağı, işlemin teknik bir yönünün bulunması da dikkate alındığında işlemin tüm unsurlarıyla öğrenilmediği, ÇKS belgelerinin toplulaştırmadan sonra oluşan yeni parsellerle ilgili olduğunun bilinmediği, davanın süresinde açıldığının kabulü gerektiği ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Savunma verilmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi’nce, dosyadaki bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
Gaziantep 2. İdare Mahkemesince; “….davacının toplulaştırma işlemlerinden sonra oluşan dava konusu yeni taşınmazlarına ait ÇKS belgesini doldurduğu tarih olan 20.05.2014 tarihinde öğrendiği dikkate alındığında, 20.05.2014 tarihinden itibaren 60 gün içinde davanın açılması ya da 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi işletilerek yine bu süre içinde idareye başvurulup, talebin reddi üzerine dava açılması gerekirken, uzun bir süre sonra yapılan başvurunun reddi üzerine 28.12.2017 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmamaktadır.” gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinde; “Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürelerin idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı, 11. maddesinde; “İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması,geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir.Bu başvurma işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur . Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının maliki olduğu Gaziantep İli, Oğuzeli İlçesi, Tılhalit Köyü (74 parsel eski) yeni 198 ada 5 parsel, 199 ada 2 parsel ve 194 ada 5 parsel sayılı taşınmazların, 3083 sayılı Kanun kapsamında yapılan Gaziantep Kayacık barajı Sulama Alanı 9.100 Ha Arazi Toplulaştırma Projesi kapsamında 2007 yılında toplulaşma çalışmalarına başlanıldığı, DSİ sulama projesine göre taşınmazların toplulaştırılmasına ilişkin projeye ait ve tapuda tescile esas alınan parselasyon planının mahallinde askıya çıkarılarak ilan edildiği, ilan süresi içerisinde davacı tarafından toplulaştırma işlemine karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığı, bilahare tescil işlemlerinin Tilhalit Köyünde 04.12.2013 tarih ve 6832 yevmiye numarası ile ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünde tamamlandığı ve yeni tapu senetlerinin düzenlendiği, davacı tarafından taşınmazların toplulaştırma işlemlerinin yeniden değerlendirilmesi istemiyle 14.11.2017 tarihli dilekçeyle Gaziantep Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğüne itiraz edildiği, itirazın reddi üzerine toplulaştırma işleminin iptali istemiyle davacı vekili tarafından 28.12.2017 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Mülkiyetin korunması” başlıklı Ek Protokolünün 1. maddesinde: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” kuralı yer almaktadır.
Aynı Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde ise; “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” kuralı yer almaktadır.
Söz konusu hakkın yorumlanması, hayata geçirilmesi anlamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları referans olarak görülmektedir. Mahkeme kararlarında görüleceği üzere adil yargılanma hakkının sağlanmasında tarafların mahkemeye erişim hakkının sağlanması hususu önem arz etmektedir. Mahkemeye erişim hakkının yargı yolunun bulunmaması ve yasal yollarla doğrudan engellenmesi hususları hak ihlali olarak kabul edildiği gibi, usul kurallarının katı yorumlanması çerçevesinde, dolaylı bir şekilde mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasının da hak ihlali kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Mahkeme “De Geouffre de la pradelle- Fransa” davasında; doğal sit ilanına karşı açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki kararın, mahkemeye erişim hakkını kısıtladığını, dava açma süresinin başlangıcının net olmadığını vurgulamış, “Stubbing ve Diğerleri ile Birleşik Krallık” kararında da, süre açısından yapılan değerlendirmenin mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediğini ifade etmiştir.
İdari davalarda dava açma süresi, idari istikrarın sağlanması anlamında kamu düzeninin bir gereği olarak öngörülen bir usul kuralıdır. Diğer taraftan dava açma süresinin değerlendirilmesinde hukuki uyuşmazlığın tarafı olan davacıların bilgiye erişim hakkı da dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir. Davalı idareler, tesis ettikleri idari işlemlerin hukukilik karinesinden yararlanması anlamında davacılara nazaran daha ayrıcalıklı bir konumdadır. Bilgiye erişim hakkının bir gereği olarak, uyuşmazlığın özünü ilgilendiren hususlarda muhatapların dava konusu işlemin tüm unsurlarıyla öğrenilmesi, bu konuda bilgi sahibi olmasını sağlama konusunda davalı idarelerin sorumlulukları bulunmaktadır. Öte yandan, bilgiye erişim hakkı, Sözleşmenin, yukarıda ifade edilen 6. maddesi kapsamında “silahların eşitliği ve çekişmeli yargılamanın sağlanması” konusunda da önem arzetmektedir. Söz konusu ilke uyarınca tarafların eşit bir şekilde hukuki argümanlarını Mahkemeye sunabilme imkanlarının bulunması gerekmekte, yargılamanın taraflarının kural olarak bütün kanıt, görüş ve belgeler konusunda bilgi sahibi olmasını gerektirmektedir. Bu durum, yargılamada taraflar arasında sağlanması gereken eşitliğin bir gereğidir. Mahkemenin “J.J.-Hollanda”, “Göç- Türkiye” ve “Meral- Türkiye” kararlarında söz konusu ilkenin önemi vurgulanmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayda, tesis edilen arazi toplulaştırması işlemi, özü itibariyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile temel bir insan hakkı olarak öngörülen mülkiyet hakkı ile yakından ilgilidir. Diğer taraftan, niteliği itibariyle teknik bir konu olması bağlamında, mühendislik uygulamalarını da içeren uygulamanın, ne şekilde gerçekleştiğinin muhataplarınca tam olarak öğrenilmesinin sağlanması adına, davalı idarece işlemin tüm unsurlarıyla davacıya tebliğ edilmesi, açıklanması gerekmektedir.
Diğer taraftan; arazi toplulaştırma işleminin mahiyeti itibariyle; bir uygulama alanında proje uygulanması şeklinde gerçekleşmesine rağmen, kişilerin maliki oldukları taşınmazların her biri açısından subjektif etkiler doğuran bireysel bir işlem niteliğinde olduğu; aynı zamanda kişilerin malik oldukları taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunulması konusunda idarelere yetki tanınması anlamında mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendirdiği, hukuki uyuşmazlıkların da adil yargılanma hakkı çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.
Uyuşmazlıkta, toplulaştırma işleminin muhataplarına tebliğ edilmediği, dava konusu arazi toplulaştırması işleminin tüm unsurlarıyla davacı tarafından öğrenildiğinin açıkça ortaya konulamadığı, tapu kayıtları ile çiftçi kayıt sistemi belgelerinin de toplulaştırma işleminin tüm unsurlarıyla öğrenilmesinin sağlayacak nitelikte belgelerden olmadığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın mülkiyet hakkıyla ilgili olması, arazi toplulaştırmasının subjektif bir işlem olması anlamında ÇKS kayıtlarının dava açma süresi başlangıcına esas alınamayacağı, işlemin teknik bir yönünün bulunması hususu da dikkate alındığında, tüm unsurlarıyla davacı tarafından öğrenilemediği, değişikliklerin davacıya bildirilmediği, davalı idarece yapılan bilgilendirmelerin yetersiz olduğu ve davacının bilgiye erişim hakkının tam anlamıyla sağlanmadığı, dava açma süresinin geçirildiği yorumunun, mahkemeye erişim hakkının özünü ihlal edeceği görüldüğünden, işin esası incelenmek suretiyle karar verilmesi gerekirken davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının yaptığı istinaf başvurusunun kabulüne, Gaziantep 2. İdare Mahkemesince verilen 30/04/2018 gün ve E:2017/2097, K:2018/529 sayılı “davanın süre aşımı yönünden reddine” ilişkin kararın kaldırılmasına dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemesine gönderilmesine, verilecek kararda hüküm kurulacağından istinaf yargılama giderleri hakkında bu aşamada ayrıca karar verilmesine yer olmadığına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca temyiz yolu kapalı olmak üzere, 28/02/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY : 2014 ve 2015 yıllarına ait çiftçi kayıt sistemine yapılan davacıya ait bildirimlerin yeni parsellere göre yapıldığı görüldüğünden, davacının toplulaştırma işlemini öğrenmiş olduğu ve süresinde içerisinde dava açmadığından 2017 yılında açılan bu davada süreaşımı bulunduğu görüşüyle davanın süreaşımı nedeniyle reddi yönündeki mahkeme kararına yönelik istinaf talebinin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına karşıyım.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hoş geldiniz. Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.