Ceza Hukuku

Hüküm Kesinleşinceye Kadar, İnceleme İmkanı Bulunan Delillerin Ele Alınıp Değerlendirilmesi Gerekir

Özet : Somut olayda yerel mahkemece, sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, sanığın son celsede yüklenen suçları kendisinin değil, arkadaşı Yavuz’un işlediğini, ona engel olmak, niyetinden vazgeçirmek istediyse de engel olamadığını, Yavuz’un katılan Mustafa’ya karşı cinsel istismar ve hürriyetinden yoksun kılma eylemlerini gerçekleştirdiği sırada dışarıda bekçilik yaptığını iddia etmesine karşın, Yavuz isimli kişinin kimliği tespit edilip, hakkında dava açılması sağlanarak, yargılama birlikte yapılıp tüm deliller değerlendirilerek sanığın hukuki durumu belirlenmeden hüküm kurulmuştur.
Bu nedenle, sanığın savunmalarında belirttiği Yavuz isimli kişi tespit edilerek, hakkında suç duyurusunda bulunulması, hakkında dava açılması halinde yargılamanın birlikte yapılarak tüm delillerin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, itirazın değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu

Esas : 2013/586
Karar : 2014/250
Karar Tarihi : 13.05.2014

Sanık T.. D..’ın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı TCK’nun 103/2, 103/4 ve 103/6. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı kanunun 109/2, 109/3-f ve 109/5. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Zile Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.06.2012 gün ve 103-73 sayılı, kısmen re’sen temyize tâbi olan hükmün sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 21.02.2013 gün ve 14690-1650 sayı ile;
“Mağdurun, tüm aşamalarda 30.09.2008 tarihinde sanığın kendisini umumi tuvalete götürerek burada cinsel organını poposuna soktuğuna ve canının yandığına ilişkin beyanlarına karşın, 02.10.2008 tarihinde Zile Devlet Hastanesinin ve aynı tarihli Turhal Devlet Hastanesi genel cerrahi uzmanınca düzenlenen raporlarında mağdurda fiili livata bulgularına rastlanılmadığının belirtilmesi, mağdura ait elbiselerde bulunan vücut sıvısı ve kan örnekleri üzerinde yapılan kriminal incelemede mağdur ve sanıktan başka bir şahsa ait DNA örneklerinin bulunması, mağdurun babası olan katılan E.. G.’in kolluk beyanında komşularından oğlunun okulla ilgisi olmayan Arkadaşlarının olduğunu öğrenmesi üzerine oğluna bu durumu sorduğunda oğlunun kendisine olayı anlattığını, savcılıkta alınan beyanında olayı A..ve O.. S.. isimli arkadaşlarından öğrendiğini, duruşmada ise olayı eşinden öğrendiğine ilişkin aşamalarda çelişen beyanları, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 21.09.2011 tarihli raporunda mağdurda hafif-orta derecede mental retardasyon denilen akıl hastalığının tespit edildiğinin ve vermiş olduğu ifadelere ancak ana hatları ile kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceğinin belirtilmesi, tanık beyanları ve tüm dosya içeriğine göre; sanığın atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeter şüpheden öte kesin ve inandırıcı her hangi bir kanıt elde edilememesi karşısında sanığın atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri K.K.. ve K.Ç.. ise; sanığa isnat edilen her iki suçun da sübuta erdiği, yerel mahkemece verilen mahkûmiyet kararlarının usul ve kanuna uygun olup onanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.04.2013 gün ve 275842 sayı ile;
“Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 21.09.2011 tarihli raporunda mağdurda hafif-orta derecede mental retardasyon denilen akıl hastalığının tespit edildiğinin ve vermiş olduğu ifadelere ancak ana hatları ile kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği belirtilmişse de, mağdur M.. G.. gerek hazırlık soruşturması sırasında gerekse kovuşturma aşamasında istikrarlı bir şekilde sanığın kendisine bıçak göstermek suretiyle tehdit ederek, parkın karşısındaki tuvaletlere götürüp cinsel organını makatına sokmak suretiyle tecavüz ettiğini, samimi görülen beyanlarında ifade etmiştir. Diğer taraftan 29.06.2012 tarihli kısa kararın açıklandığı celsede mağdur ile sanık yüzleştirilmiş ve mağdur bilirkişi refakatinde aynı ifadelerini özet halinde tekrarlamak suretiyle maruz olduğu akıl zayıflığının etkisi altında olmadığını beyanlarındaki istikrar ile gösterdiği gibi aşağıda açıklanacağı üzere mahkumiyete tek delil de değildir.

02.10.2008 tarihinde Zile Devlet Hastanesinin ve aynı tarihli Turhal Devlet Hastanesi genel cerrahi uzmanınca düzenlenen raporlarında mağdurda fiili livata bulgularına rastlanılmadığının belirtilmiş, mağdura ait elbiselerde bulunan vücut sıvısı ve kan örnekleri üzerinde yapılan kriminal incelemede de mağdur ve sanıktan başka bir şahsa ait DNA örnekleri bulunmuş ise de, olayın üzerinden bir hafta kadar bir sürenin geçmiş olduğu, mağdurun yaşı, fiziksel durumu ve eylemin tehdit ile direnci kırılarak gerçekleştirilmesi ve Gaziosmanpaşa Üniversitesi Adli Tıp Anabilimdalı’nın 07.10.2008 tarihli raporunda da açıklandığı üzere livata bulguları olsa bile 4-5 gün günde iyileşebileceği, olay sırasında herhangi bir livata bulgusu olmadan da olayın (yapılış şekline bağlı olarak) gerçekleşme ihtimalinin olabileceğine dair rapor içeriği nazara alındığında, livata bulguları tespit edilemeyebileceği gibi elbiseleri üzerinde de sanığa ait DNA örneğine rastlanılamayabilir.

03.10.2008 tarihli olay yeri inceleme raporundan da anlaşılacağı üzere mağdurun beyanlarına göre sanığın olay tarihinde giydiği elbiseler tespit edilerek kriminal inceleme için zaptedilmiştir. Mağdurun iftira atması için bir nedeni bulunmadığı gibi sanığın elbiselerini de net bir şekilde tarif edebilmiştir. Sanık T.. D.. son celseye kadar aşamalarda istikrarlı olarak suçlamaları kabul etmemiş ve mağduru da tanımadığını söylemişse de yüzleştirme işleminin yapıldığı ve hükmün açıklandığı son celsedeki ek savunmasında ‘…suçlamaları kabul etmiyorum, polisler beni miroğlu olarak çağırırlar niye böyle dediklerini bilmiyorum, bunun dışında ben müsnet suçu işlemedim, bu suçu işleyen yani M..’ya tecavüz eden kişi ben değilim, arkadaşım Y..’dur, Y.. bana ben bu çocuğu yapacağım dedi, tuvalete götürdü, benden tuvaletin kapısında bekçilik yapmamı istedi, ben Y..’a engel olmak, onu niyetinden vazgeçirmek istediysemde ona engel olamadım, Y.. çocukla tuvalet kabinine girdi, işini halletti, ben o sırada dışarıda bekçilik yapıyordum, dışarıya çıktıktan sonra ben eve gitmek üzere oradan ayrıldım dedi. Lüzum üzerine sanıktan yeniden soruldu: 2009/112 esas sayılı mahkemenizin bir başka dosyasında yağma suçundan sanığım, bugün son duruşması yapıldı ve hakkımda ceza tayini çıktı, o dosyada da belirttiğim üzere yağmayı yapan kişi aslında bu Y..’dur, yani her iki dosyada da suçları işleyen ben değilim, Y..’un soyismini bilmiyorum, tek bildiğim Askerlik Şubesinin civarında oturduğudur, ayrıca olay günü alkollü idim ve bıçak bende değil Y..’da vardı’ şeklinde değiştirdiği savunması ile suçlamaları tevilli olarak ikrar etmiştir. Sanığın bu ikrarı mağdurun beyanlarını kuvvetli bir şekilde destekleyen delil niteliğindedir. Diğer taraftan Yüksek Daire bozma gerekçesinde katılan E.. G..’in olayı öğrenmesine ilişkin çelişkili beyanlarda bulunmasını beraat gerekçesi olarak kabul etmekte ise de bu husus esasa ve suçun sübutuna ilişkin olmadığından sonuca etkili değildir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız bu nedenler ve tüm dosya içeriği karşısında sanığın üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçlarının sübuta erdiği ve sanığın mahkumiyeti için kuşkudan uzak kesin ve yeterli delillerin bulunduğu gözetilerek mahkumiyete dair yerel mahkeme hükmünün onanması gerekmektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 17.06.2013 gün ve 4630-7713 sayı ile, oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;

Katılan M.. hakkında Zile Devlet Hastanesince düzenlenen 02.10.2008 günlü (saat 18.30) raporda; “genital muayenesinde makroskopik olarak bulgu saptanmadı, rektal tuşesi normal, kan yok, kızarıklık, ağrı, hassasiyet, fissur yok, vücudunda herhangi bir zorlama işaretine rastlanmadı” bulgularına yer verildiği,
Olayın üzerinden iki gün geçmesi nedeniyle genel cerrahi uzmanı tarafından kesin rapor verilmesi için Zile Devlet Hastanesince katılanın sevk edildiği Turhal Devlet Hastanesince düzenlenen 02.10.2008 günlü (saat 21.45) raporda; fiili livataya ait bulgulara rastlanılmadığının belirtildiği,

Katılan M.. ve sanık T..’dan incelemeye esas olmak üzere alınan kan ve kıl örnekleri ile olay günü katılan ve sanığın giydikleri belirlenen kıyafetler üzerinde yapılan inceleme sonucunda Ankara Kriminal Polis Laboratuarınca düzenlenen 15.12.2008 günlü raporda; katılandan alınan pantolon, kazak ve şort üzerinde meni olduğu belirlenen vücut sıvısı tespit edildiği, bunların katılandan alınan kan örneği ile genotipik olarak uyumlu olduğunun belirlendiği, aynı şekilde katılandan alınan pantolon ve kazak üzerinde bulunan farklı noktalardaki vücut sıvısı ve kan örneğinin, katılan ve sanıktan farklı bir şahsın varlığı sebebiyle karışık genotipik özelliğinin bulunduğunun ifade edildiği,
Katılandan alınan kıyafetler üzerinde tespit edilen meni lekerinin katılana ait olduğu yönündeki rapor üzerine, katılanın yaşı ve yanlış inceleme ve değerlendirme yapılmış olabileceği ihtimali nedeniyle mahkemece sanıktan yeniden kan ve kıl örneği aldırılarak incelenmek üzere Kriminal Polis Laboratuarına gönderilmesi üzerine, Ankara Kriminal Polis Laboratuarınca düzenlenen 30.01.2009 günlü raporda da ilk raporla uyumlu olacak şekilde, katılanın kıyafetleri üzerinde tespit edilen meni lekeleri, vücut sıvısı ve kan örneğinin, sanıktan alınan kan örneği ile genotipik olarak farklı olduğunun bildirildiği,
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığında görevli tek hekim tarafından düzenlenen 30.07.2009 günlü raporda, katılanın beden ve ruh sağlığının bozulmadığının belirtildiği,

6.Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 21.09.2011 günlü raporda, katılanın olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun, katılanda hafif-orta derecede mental retardasyon denilen akıl zayıflığı saptandığının, vermiş olduğu ve vereceği ifadelere ancak ana hatları ile ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceğinin ifade edildiği, Anlaşılmaktadır.

Katılan M..’nın babası olan katılan E.. G.. kollukta; olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, komşularının, oğlu M..’nın okula gitmediğini, okul ile alakası olmayan arkadaşlarının olduğunu söylemeleri üzerine 02.10.2008 günü oğluyla konuştuğunu, sanık T..’ın 30.09.2008 günü öğlen sıralarında bıçakla kendisini korkutarak Sıra Köprüler Caddesi üzerinde bulunan tuvalette zorla fiili livata da bulunduğunu, olayın üzerine bağırdığını, bağırma sesine komşuları olan ve güven taksi de çalışan O.. E.. isimli şahsın tuvalete geldiğini ve sanığı kovaladığını, korktuğu için bugüne kadar olayı anlatmadığını söylediğini, oğlunun sanık T.. ile gezdiğini ve arkadaşlık yaptığını bildiğini, sanık T..’ı tanıdığını ifade etmiş,

Savcılıkta; kolluktaki anlatımının doğru olduğunu belirtmiş, ancak olayı belediyeden emekli soyadını bilmediği A… isimli arkadaşı ile O..S..r isimli şahıstan öğrendiğini, oğlunu önce hastaneye götürdüğünü, sonra da karakola gidip şikayetçi olduğunu, oğlu her ne kadar olay yerinin bulunduğu yerde O.. E..’in olayı gördüğünü söylemişse de isimleri tam olarak bilmediğinden karıştırdığını, olayı görenlerin arkadaşları A.. ve O.. olduğunu söylemiş,
Mahkemede; olayı eşinden öğrendiğini, daha sonra oğlunun sanıkla kendisini O..S.. ve belediyeden emekli A.. isimli şahısların gördüğünü söylediğini belirtmiş,
Kolluktaki anlatımı okunup sorulduğunda; oğlu olayı o şekilde anlattığı için öyle anlatımda bulunduğunu, oğlunun anlattıklarına inanmadığını söylemiş, sonrasında oğlunun anlattıklarına inandığını, ancak olayı O.. S.., belediyeden emekli A.. ve taksici O..’ın gördüklerine inanmadığını, çünkü taksici O..’ın o gün akşama kadar evinde olduğunu, arabasının da evinin önünde bulunduğunu ifade etmiş,

Katılan M..’nın annesi olan katılan A.. G.. kollukta; olayı oğlu ve eşinin konuşmaları üzerine öğrendiğini, oğlunun olayı kendisine de anlattığını, daha önce böyle bir olaydan bahsetmediğini, bayramın birinci gününden itibaren oğlunu banyo yaptırmadığını ve üzerini değiştirmediğini, mağdurun iki gün içinde herhangi bir rahatsızlıktan bahsetmediğini beyan etmiş.
Mahkemede; oğlunun olayı kendisine anlattığını, ancak olayı görenlerden bahsetmediğini, oğlu anlatınca olayı öğrendiğini ve doğrudan karakola gittiklerini dile getirmiş, Katılan M..02.10.2008 günü kollukta; bayramın birinci günü olan 30.09.2008 günü saat 12.00 sıralarında şeker toplamak için evden çıktığını, Kınalı Ali Parkında gezerken daha önce tanıdığı miroğlu lakaplı T.. D..’ın yanına geldiğini, “M.. gel tuvalete gidelim” dediğini, kabul etmeyince cebinden çıkardığı bıçakla tehdit ederek ve kolundan tutarak zorla yolun karşı tarafında bulunan tuvalete götürdüğünü, o sırada sadece tuvalette görevli olan kişinin kapıda oturduğunu, korktuğu için bağırmadığını, iki bölmeli tuvaletin bir bölmesine sokup, kapıyı da kilitleyip içeride cinsel organını makatına soktuğunu, işini bitirdikten sonra bu olayı kimseye söylememesini, yoksa kendisini öldüreceğini söylediğini, tuvalete saat 12.00 sıralarında girdiklerini, 14.00 sıralarında çıktıklarını, tuvalete sokmaya çalışırken sürekli bağırdığını, sesine taksicilik yapan O.. isimli şahsın geldiğini, bu esnada sanığın kaçtığını, O.. isimli kişinin “ne yapıyorsunuz” diye sorduğunu, sanığın kendisine tecavüz ettiğini söylediğini, korktuğu için olayı anne ve babasına anlatmadığını, 02.10.2008 günü babası bu olayı duyduğunu söyleyince sanığın yaptıklarını babasına anlattığını, sanık T.. isimli şahıs ile sürekli beraber gezdiğini, gördüğü yerde kendisini yanına çağırdığını, gitmediği zaman dövdüğünü, korktuğu için kendisiyle gezdiğini, olay günü üzerinde bulunan kıyafetleri değiştirmediğini belirtmiş, 05.11.2008 günü savcılıkta; genel hatlarıyla kolluktaki gibi anlatımda bulunmuş, olayı O.. E..’in gördüğünden bahsetmemiş, tuvalet bekçisi olduğunu bildiği ve her zaman tuvaletin girişinde gördüğü şahsın tuvalette ne yaptığını sorduğunu, sanığın kendisine saldırdığını söylediğini, T.. ile tuvalete girdiklerinde saatin 12.00, çıktıklarında ise 13.00 civarında olduğunu söylemiş,
Mahkemede; genel hatlarıyla önceki anlatımlarına benzer anlatımda bulunmuş, tuvalete geldiklerinde bekçi M.. K..’ın tuvaletin dışında beklediğini, saat 12.00 gibi tuvalete gittiklerini, 13.00 gibi çıktıklarını, tuvaletten çıkarken bekçinin tuvaletin yanında oturduğunu, tuvaletten çıkınca taksi şoförü O.. E..’in kendisini çağırıp orada ne yaptıklarını sorduğunu, sanığın kendisine tecavüz ettiğini söylediğini, bunun üzerine sanığın kaçtığını ifade etmiş,
Babası E..’ın ifadeleri okunup sorulduğunda; sanığın kendisini tuvalete götürdüğünü Belediyeden emekli A.. isimli şahsın gördüğünü, ancak tuvalete girdiklerini gören olmadığını, tuvaletten çıkarken önce taksici O.. E..’in, sonrada tuvalet bekçisi M.. K..’ın gördüğünü söylemiş,
Tanık M.. K..’ın ifadesinden sonra söz alarak; olay günü tuvalette bekleyen bekçinin M.. K..olmadığını, bu kişiyi ve olay günü tuvalette bekleyen kişiyi tanımadığını belirtmiş,
Tanık D.. kendisine gösterildiğinde; tanık D..’un olay günü tuvalet bekleyen kişi olmadığını, bu şahsı ilk kez gördüğü ifade etmiş,
Mahkemede son celse; kendisine fiili livatada bulunan kişi olarak sanık T..’ı teşhis etmiş, olay günü sanık T.. tek olduğunu, yanında Y.. ya da bir başka isimli hiç kimse olmadığını, zorla tuvalete götürüp tecavüz ederken ağzını sıkıca tuttuğu için bağıramadığını beyan etmiş,
Tanık O.. E.. 02.10.2008 günü kollukta; Güven taksi isimli yerde çalıştığını, mağdur ve ailesini tanıdığını, aynı mahallede ikamet ettiklerini ve evlerinin karşılıklı olduğunu, bayramın birinci günü saat 07.00 ile 22.00 arasında çalıştığını, durakta bizzat aracın başında bulunduğunu, bayramın birinci günü saat 12.00 ile 13.00 sıralarında iş yerinde ve çevresinde mağdur M.. ve sanık T..’ı görmediğini ve sanık T..’ı kovalamadığını, mağdurun ailesiyle bir husumetinin bulunmadığını belirtmiş,
Mahkemede; olay günü taksi durağının alt tarafında taksiyi yıkadıktan sonra çocuk sesleri duyduğunu, komşusu olan E..’ın oğlu M.. ile sonradan miroğlu olarak öğrendiği ufak boylu bir şahsın kaçtığını gördüğünü, bu çocukları gardiyanlıktan atılma deli D.. diye bilinen şahsın kovaladığını gördüğünü, ancak cinsel istismar suçu ile ilgili herhangi bir olaya şahit olmadığını, taksi durağı yakınındaki tuvalette bağırma sesi ya da bir olay yaşandığını görmediğini, akşamüzeri olduğu için tuvalet bekçisinin bulunmadığı, yazıhanede tek başına bulunduğunu, araba yıkadığından dolayı olayı görmediğini, sadece deli Dursun’un çocukları kovaladıktan sonra tuvalette çocukların birbirini şey yaptığını, sesler geldiğini söyleyerek kovaladığını söylediğini dile getirmiş,
Tanık M.. K.. 02.10.2008 günü kollukta; Sıra Köprüler Caddesi üzerinde bulunan tuvaletin bekçiliğini yaptığını, saat 07.00 ile 17.00 arasında tuvalette bulunduğunu, bayramın birinci günü olan 30.09.2008 günü saat 08.00 de tuvalete geldiğini, saat 17.00’ye kadar kaldığını, saat 12.00 sıralarında tuvalette bulunduğunu, tuvalette bağırma sesi duymadığını, mağdur M.. ve sanık T..’ın tuvalete gelip gelmediğini hatırlamadığını ve bu kişileri tanımadığını dile getirmiş,
Mahkemede; geçen yılın R.. B… ının ilk günü küçük ev parkının yanındaki tuvalete gelmediğini, ne sanığın ne de mağdurun kim olduğunu bilmediğini, tuvaleti beklediği sırada herhangi bir bağırma olayına şahit olmadığını, ücretli olduğu için tuvalete pek gelen giden olmadığını belirtmiş,
Kolluk ifadesi okunup kısmi çelişki nedeniyle sorulduğunda; kolluk ifadesinin doğru olmadığını, bayramın ilk günü tuvaletin olduğu yere gitmediğini, bayramın ilk günü eşiyle dostuyla bayramlaştığını söylemiş,
Tanık O..S.. mahkemede; görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, böyle bir olaydan haberinin bulunmadığını, geçen R. B..ı öncesi arife günü annesini eve götürmek amacı ile O.. E.. isimli şahsın taksisi ile akşam saatlerinde evine gittiğini, ancak hiçbir olaya şahit olmadığını belirtmiş,
Tanık D. Ö mahkemede; olay hakkında bilgisinin olmadığını, sanığın katılan M..ya tecavüz ettiğine ilişkin hiçbir olay duymadığını, ayrıca suça konu edilen ……… Caddesi üzerindeki tuvalette bekçilik yapmadığını, sakat olduğu için gardiyanlıktan emekli olduğunu söylemiş,
Kolluk görevlileri tarafından 02.10.2008 günü evinde yakalanan sanık kolluktaki savunmasında; olay günü saat 12.00 sıralarında evinde bulunduğunu, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, üzerinde bıçak taşımadığını, katılan M.. ve ailesini tanımadığını belirtmiş,
Savcılıkta; kolluktaki savunmasını tekrarlayarak üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, katılan ve ailesini tanımadığını söylemiş,
Mahkemede ilk olarak; kendisine iftira atıldığını, kimseye tecavüzde bulunmadığını, kimseyi tuvalette tutmadığını, gösterilen çocuğu da tanımadığını, pazarda marul sattığını savunmuş, Katılan M.. son celsede kendisini suçu işleyen kişi olarak teşhis edince bu kez; suçlamaları kabul etmediğini, polislerin kendisini miroğlu olarak çağırdıklarını, ancak neden böyle söylediklerini bilmediğini, bu suçu işleyen yani Mustafa’ya tecavüz eden kişinin kendisi olmayıp arkadaşı Y.. olduğunu, Y..’un ben bu çocuğu yapacağım dediğini ve tuvalete götürdüğünü, tuvaletin kapısında bekçilik yapmasını istediğini, Yavuz’a engel olmak, onu niyetinden vazgeçirmek istediyse de ona engel olamadığını, Yavuz’un çocukla tuvalet kabinine girdiğini ve işini hallettiğini, o sırada dışarıda bekçilik yaptığını söylemiştir.
Ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda somut gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesi, suçu sabit olan failin cezalandırılması, kamu düzeninin bozulmasının önlenmesi ve bozulan kamu düzeninin yeniden kurulmasıdır. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir muhakeme yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle hüküm kesinleşinceye kadar, inceleme imkanı bulunan delillerin ele alınıp değerlendirilmesi, diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm kanuni delil ve belgelerin araştırılıp tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Somut olayda yerel mahkemece, sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, sanığın son celsede yüklenen suçları kendisinin değil, arkadaşı Yavuz’un işlediğini, ona engel olmak, niyetinden vazgeçirmek istediyse de engel olamadığını, Yavuz’un katılan Mustafa’ya karşı cinsel istismar ve hürriyetinden yoksun kılma eylemlerini gerçekleştirdiği sırada dışarıda bekçilik yaptığını iddia etmesine karşın, Yavuz isimli kişinin kimliği tespit edilip, hakkında dava açılması sağlanarak, yargılama birlikte yapılıp tüm deliller değerlendirilerek sanığın hukuki durumu belirlenmeden hüküm kurulmuştur.
Bu nedenle, sanığın savunmalarında belirttiği Yavuz isimli kişi tespit edilerek, hakkında suç duyurusunda bulunulması, hakkında dava açılması halinde yargılamanın birlikte yapılarak tüm delillerin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, itirazın değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Genel Kurul Üyesi; “eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulmadığı” görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 21.02.2013 gün ve 14690-1650 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Zile Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2012 gün ve 103-73 sayılı hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz.