Tüketici Hukuku

TMK MADDE 13 FİİL EHLİYETSİZLİĞİ

D) AYIRT ETME GÜCÜ

Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.

TMK MADDE 13’ÜN GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığında “Kazaî rüşt” yerine 1984 tarihli Öntasarıya uygun olarak “Ergin kılınma” deyimi kullanılmıştır. Maddede küçüğü ergin kılmada görevli mahkemenin asliye mahkemesi olduğuna ilişkin belirlemenin hukukumuz bakımından gereksiz olduğu kabul edilerek “mahkemesi asliyece” yerine “mahkemece” deyimi kullanılmıştır,. İsviçre’den farklı olarak Ülke genelinde geçerli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz bulunduğundan, hangi mahkemelerin bu tür işlerde görevli olduğu konusunun usul kanunlarının işi olduğu düşünülerek bu değişikliğe gidilmiştir.
Maddede yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, ana ve babanın muvafakati yerine rıza gösterecek kimsenin veli olması koşulu getirilerek, velayeti kaldırılmış bulunanların rızasının aranmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. 463 üncü maddede küçüğün ergin kılınması için vesayet makamının izni ve denetim makamının onayının alınması öngörüldüğünden, yürürlükteki maddede yer alan ayrıca vasinin dinlenilmesi hususuna yer verilmemiştir.

TMK MADDE 13 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI

Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2014/1040
Karar : 2016/637
Karar Tarihi : 25.05.2016

MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.09.2012 gün ve 2011/917 E., 2012/895 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 gün ve 2013/9298 E., 2013/9720 K. sayılı ilamı ile;
(…Davacı, davalı ile aralarında konut satışına ilişkin Menemen- Koyundere Alt Gelir Gurubu Toplu Konut Projesi Gayrimenkul Satış Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 3. maddesinde taşınmazın teslim süresinin 16 ay olduğunu, ancak süresinde teslim edilmediğini ileri sürerek geç teslim nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıdan satın aldığı dairenin sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde teslim edilmemesi nedeniyle tazminat isteğinde bulunmuş, davalı geç teslimin söz konusu olmadığını beyanla davanın reddini savunmuş ve mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. maddesinde dairenin 16 ay içerisinde teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Buna göre, davacı geç teslim nedeniyle kira kaybına ilişkin tazminat isteyebilir. Kira kaybına ilişkin tazminat istenebilmesi için, davalı TOKİ’nin yaptığı ve 16 ay içinde teslimini taahhüt ettiği dairenin alt gelir grubu projesi kapsamında olmasının bir önemi yoktur. Öyle ise mahkemece anılan sözleşmeye göre belirlenecek teslim tarihi ile dava tarihi arasında geçen süre belirlenerek bu süreye ilişkin kira kaybına hükmedilmesi gerekirken aksine düşüncelerle ve yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, satış sözleşmesine konu edilen bağımsız bölümün sözleşmede kararlaştırılan sürede teslim edilmemesi nedeniyle gecikme tazminatı (kira kaybı) istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, bozma öncesi benimsenen gerekçe ve ayrıca Özel Dairece mahkemenin red gerekçesi tartışılmadığından konunun Hukuk Genel Kurulunca tartışılması amacıyla ve sözleşmenin yenilenmesi kabul edilmediği takdirde Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nın 161. maddesi (Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 182) çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu konunun da kabul edilmemesi halinde Türk Medeni Kanunu (TMK)’nın 2 ve 3. maddeleri ile objektif hukuk ilkeleri çerçevesinde hiç taksit ödemeyen davacının sözleşme bedelinin yarısına yakın tazminat talep etmesinin haksızlığa neden olacağı gerekçesiyle ilk kararda direnilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce, yerel mahkemenin bozulan ilk kararında yer vermediği “yerel mahkeme red gerekçesinin Özel Dairece tartışılmadığından konunun Hukuk Genel Kurulunca tartışılması gerektiği, ayrıca sözleşmenin yenilendiğinin kabul edilmesi halinde, BK’nın 161. maddesi (TBK’nın m. 182.) çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu konunun da kabul edilmemesi halinde TMK’nın 2 ve 3. madde hükümleri uyarınca da davacının tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” şeklindeki direnme gerekçesinin gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği ön sorun olarak tartışılmış, ancak yerel mahkeme gerekçesinin Özel Daire tarafından tartışılmadığı ve bu konunun Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle direnme kararı verilmesinin yeni hüküm niteliğinde sayılamayacağından temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği oybirliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı idarenin taksit ödemelerini konutların teslimine kadar ertelemesi ve davacının da bu dönemde taksit ödemesinde bulunmaması karşısında sözleşmenin yenilendiğinin kabul edilip edilemeyeceği, varılacak sonuca göre ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. maddesi uyarınca dairenin geç teslimi nedeniyle davacının kira tazminatı isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile taşınmazın, davalı tarafından davacıya satıldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin 3. maddesinde taşınmazın 16 ayda teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin bu maddesi geçerli olup sözleşmeye sadakat ilkesi gereğince tarafları bağlar.
Davacı, konutun sözleşmede kararlaştırılan sürede teslim edilmediğini ileri sürerek, geç teslimden kaynaklanan tazminat isteminde bulunmuştur.
BK’nın 106. maddesinde, karşılıklı yükümlülükleri içeren sözleşmelerde borcun yerine getirilmemesi (ifada gecikme) halinde, alacaklının hakkını, nasıl kullanacağı düzenlenmiştir.

Alacaklı, BK’nın 106/2. maddede öngörülen seçimlik haklardan birisini kullanabilmesi için borcu yerine getirmekte direnen borçluya mehil vermek zorundadır. Ancak aynı Kanun’un 107. maddesinde yazılı hallerden birinin bulunması halinde “1-Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı anlaşılırsa; 2- Borçlunun temerrüdü neticesi borcun ifası alacaklı için faidesiz kalmış ise; 3- Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen muayyen bir mehil içinde ifa edilmek lazım geliyorsa” mehil tayinine gerek yoktur. Davalı satıcının, borcunu 16 ay içinde yerine getireceği sözleşmede kabul edildiğine göre, BK’nın 106/1. maddesi gereğince bir önel (mehil) belirlenmesine gerek yoktur.
BK’nın 106/2. maddesinde, borcun yerine getirilmemesi halinde alacaklıya üç seçimlik hak verilmiştir. Bunlar, 1- Her zaman gecikmiş işi yerine getirme (ifayı) ve gecikme tazminatı isteme; 2- Sözleşmenin ifasından vazgeçilerek olumlu zararı isteme; 3- Sözleşmeyi feshederek olumsuz zararı isteme şeklide açıklanmaktadır. Davacı görülmekte olan davada, bu seçimlik haklardan aynen ifa ve gecikme tazminatını talep etmiştir.

TBK’nın 123, 124 ve 125. maddelerinde de benzer düzenlemelere yer verilerek borçlunun temerrüde düşmesi durumunda alacaklının borcun ifası ile birlikte gecikme sebebiyle tazminat isteyebileceği seçimlik bir hak olarak öngörülmüştür.
Öte yandan direnme kararında borcun yenilendiğinden bahsedilmekteyse de gerek BK’nın 114., gerekse TBK’nın 133. maddelerinde düzenlenen yenileme için tarafların açık iradeleri gerekli olup, somut olayda bu koşul gerçekleşmediğinden borcun yenilendiği kabul edilemez. BK’nın 161., TBK’nın 182. maddeleri ile TMK’nın 2 ve 3. maddesine göre tazminattan indirim yapılması gerektiğine ilişkin direnme kararı ise davalı idarenin kendi kusuru nedeniyle taşınmazın geç tesliminden dolayı tazminat miktarında indirim isteyemeyeceği gözetilerek haklı bulunmamıştır.
Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2013 gün ve 2013/13-693 E., 2013/886 K.; 27.05.2015 gün ve 2014/13-1045 E., 2015/1446 K. sayılı kararında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.
Bu durumda mahkemece, geciken teslim süresine ilişkin tazminat belirlenerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
O halde, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 25.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Call Now Button
Mesajı Gönder
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Hukuki anlamdaki tüm soru ve sorunlarınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz.